"Ne ki, kaçış yalnızca bir uzaklaşma değil, bir varıştır aynı zamanda."
İç içe geçmiş iki trajedi. Normların dışına çıkan türden bir aşk ve tarihin görebileceği en korkunç türden bir suç. Kendisinden yaşça büyük bir kadınla aşk yaşayan bir oğlan çocuğu, aynı zamanda en sevdiği noktadan, en büyük zaafından, büyük bir hesaplaşmayı yaşamak zorunda bırakılıyor. Bir insanda iki farklı hikaye: sevdiği olgun kadın, hayatının biricik zaaf noktası ve aynı zamanda kendisinin de büyük bir hesaplaşma içinde olduğu Almanya'nın suçluluk ve utanç dolu tarihinin suçlularından, bir Nazi gardiyanı. İkisi aynı ruhta bir arada. Ruhen en benimsediğin kişi ile fikren en karşı olduğun düşünce iç içe! Böyle sarmal, paradoksal, sanrısal bir hal.
Bu hikayenin yazarı, Nazi Almanyası'nın son günlerinde doğmuş bir oğlan çocuğudur. Kendisinin de dahil olduğu savaş sonrası jenerasyon, kanlı ve korkunç geçmiş ile yüzleşmek, hesaplaşmak zorundadır. Anne babası bir Nazi karşıtı da olsa, fail olmayanlar da savaş sonrasında failler ile görüşmüş, öyle veya böyle temas halinde olmuştur. Tüm toplum bir şekilde bu korkunç durumla temas halindedir. Suç işlemeyenler de suçlular ile görüştükleri için, bu jenerasyon tarafından taşlanır. Bu açıdan suçsuz bir insan bulması zordur… Alman halkı, geçmişi ile yüzleşmesi çok zor bir durumun içerisindedir. Kim suçludur; yasa koyucular mı, yasa uygulayıcılar mı? Nazi problemi Alman idealizminin kaçınılmaz bir sonudur diyen Heidegger mi haklı? Eichmann'ı sıradan bir insan olarak gören, yasaları yerine getiren bir kanun adamından ibaret sayan Hannah Arendt mi haklı? Tüm bunlar ve niceleri. Bitmek bilmeyen çetin bir hesaplaşma.
Burada yazarımız Bernhard Schlink, büyük hesaplaşmayı, canımız ciğerimiz olan sevgilimiz üzerinden yaşatıyor. Böylelikle suçu ve suçluyu hepimiz