Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insan yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki, düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardir.
Biliyorsun, onlar varlıklarını, insanların ömrünü tüketerek sürdürüyorlar. Fakat zaman, gerçek sahiplerinden alınınca ölüyor. Her insanın kendisine ait belli bir zamanı vardır. Ve bu zaman da yalnızca onda kaldıkça canlıdır, yaşar.
Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,
Ölümlerle eğlenen, tunç yürekli Türkleriz!
Bir sabah uyandığımda Nergis'i yanımda göremedim, bir tepenin başındaydık, araya araya aşağıdaki uçurumda olduğunu gördüm. Kendini atmıştı, yuvarlanarak aşağı indim, kayalar, dikenler her yanımı yırttı, sürüne sürüne yanına gittim, hâlâ yaşıyordu ama kolları bacakları kırıktı, kucağıma koyduğum başı da kandan sırılsıklam olmuştu. Gözlerini açtı, onu gördüğümden beri ilk kez konuştu. "Ben bir insandım abla"