AH! İSTANBUL OLMAK…
İstanbul olmak vardı şimdi
Dolaşmak zamanın derinliklerinde
Şehrin kalbine
Sur içine düşürmek yolunu ilkin
Yerebatan Sarnıcı’nda
Medusa’nın saçından bir tutam alıp
Ayasofya’da içmek kutsal bilgelik şerbetini
Sultan Ahmet’te dua ederken
Karışıp çinilerin renklerine
Topkapı Sarayı’ndan izlemek dehanın fethini
Ardından gülümsemek Galata’dan Kız Kulesi’ne
Martıların kanatlarından düşüvermek mektuplara
Şişhane’ye doğru yol almak sonra
Müzisyenlerin tınılarıyla dolaşmak İstiklal caddesinde
"Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi islatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!"
Dediklerimi değil, demek istediklerimi anla...