Hatice Gümüş

Masumiyetin Trajedisi Üzerine Bir Roman
Puan vermedi·779 syf.··
2023 30. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2023 00:00
Kitap insan ruhunun en kırılgan yerlerine tutulmuş bir ayna gibi. Okudukça şunu düşündüm: Bu dünyada “iyi” olmak neden çoğu zaman “zayıf” olmakla karıştırılıyor? Prens Mişkin’in saflığı aslında bir eksiklik değil, tam tersine insanlığın unuttuğu bir erdem gibi geliyor bana. Herkesin birbirini hesaplarla tarttığı bir ortamda onun içtenliği öyle yabancı duruyor ki, insan ister istemez kendine bakıp “Acaba ben de bu dünyanın alışkanlıklarıyla mı sertleştim?” diye soruyor. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey, karakterlerin Mişkin’e bakarken aslında kendi karanlıklarını görmeleri oldu. Sanki o bir insan değil de, başkalarının vicdanını yansıtan bir ayna. Onun yanında duran herkes ya huzursuz oluyor ya da savunmaya geçiyor. Çünkü saf iyilik rahatsız edicidir; kusurları örtmez, görünür kılar. Bence eserin en sarsıcı tarafı da bu: Kötülükten korkmuyoruz ama gerçek iyilikten ürküyoruz. Fyodor Dostoyevski burada yalnızca bir hikâye anlatmıyor; insan doğasının çelişkilerini adeta cerrah titizliğiyle açıyor. Okurken fark ettim ki romandaki trajedi olaylarda değil, insanların kalplerindeki çatışmada gizli. Herkes seviyor ama yanlış seviyor, herkes mutlu olmak istiyor ama yanlış yoldan gidiyor. Mişkin ise doğruyu biliyor ama bu doğruluk onu korumuyor; aksine onu dünyanın en savunmasız insanı yapıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en çarpıcı düşünce şu oldu: Belki de gerçek “budala”, saf kalan kişi değil; saf kalmayı başaramayan bizleriz. Çünkü Mişkin kaybediyor gibi görünse de içindeki ışığı hiç söndürmüyor. Ve bana kalırsa bir insanın gerçek değeri, dünyaya uyum sağlamasında değil; dünyanın karanlığına rağmen içindeki iyiliği koruyabilmesinde saklı.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnandığı Yalan
9/10
·166 syf.··
2023 31. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2023 12:14
Kıskançlık üzerine yazılmış bir trajediden çok, insanın zihnine sızan bir düşüncenin hayatı nasıl yavaş yavaş zehirleyebileceğinin hikâyesi. Shakespeare bu oyunda büyük felaketleri büyük olaylarla değil, küçük şüphelerle başlatıyor. Ve en ürkütücü tarafı şu: Her şey neredeyse fark edilmeden oluyor. Othello güçlü, saygın, kendinden emin bir karakter gibi görünüyor ama iç dünyasında kırılgan bir yer var. Tam da o zayıf noktadan giriyor Iago. Onun kötülüğü bağıran bir kötülük değil; fısıldayan bir kötülük. Yalan söylemekten çok ima ediyor, yönlendirmekten çok şüphe ekiyor. Ve insan bazen gerçeğe değil, ihtimale inanmayı seçiyor. Beni en çok etkileyen şey, Desdemona’nın masumiyeti oldu. Çünkü bu hikâyede suçsuz olmak kurtarmıyor. Aksine, masumiyet savunmasız bırakıyor. Oyun ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Trajediyi yaratan şey nefret değil; yanlış inanç. İnsan sevdiğine inanmayı bıraktığı anda, sevgi zaten bitmiş oluyor. Shakespeare bu oyunda kıskançlığı bir duygu gibi değil, bir hastalık gibi yazıyor. Yavaş ilerleyen, içten içe büyüyen ve sonunda her şeyi yok eden bir hastalık. Othello bana şunu düşündürdü: İnsan bazen gerçeği değil, korktuğu ihtimali yaşar. Ve o ihtimal gerçek olmasa bile sonuçları gerçektir. Oyun bittiğinde geriye tek bir soru kalıyor: İnsanı mahveden şey yaşananlar mı, yoksa inandıkları mı?
OthelloWilliam Shakespeare · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202126,8bin okunma
Mutluluk Rahatsız Eder Mi?
8/10
·160 syf.··
2023 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2023 15:30
Yasak Olmayan Hazlar benim için mutluluğu anlatan bir kitap değil; mutluluktan neden uzak durduğumuzu fark ettiren bir ayna oldu. Keyif üzerine yazılmış bir kitap değil; keyif almaktan neden bu kadar çekindiğimizi sorgulatan bir metin. Adam Phillips burada haz kavramını basit mutluluk anları gibi anlatmıyor. Aksine, insanın hazla kurduğu tuhaf ilişkiyi gösteriyor: İstiyoruz ama korkuyoruz, arzuluyoruz ama suçluluk duyuyoruz. Phillips psikanalist olduğu için yazdıkları teori gibi değil, insan gözlemi gibi geliyor. Kitaptaki fikirler akademik bir mesafeden değil, insan zihninin içinden konuşuyormuş hissi veriyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: İnsanlar çoğu zaman yasak olanın peşinden gitmekten değil, serbest olanı yaşamaktan korkuyor. Çünkü haz almak sandığımız kadar kolay değil. Haz almak demek kontrolü biraz bırakmak, savunmaları indirmek ve gerçekten hissetmeye izin vermek demek. Phillips sanki şunu söylüyor: İnsan acıya alışık ama mutluluğa değil. Metnin en çarpıcı tarafı didaktik olmaması. Yazar nasihat vermiyor, çözüm sunmuyor, reçete yazmıyor. Sadece düşünmeye zorluyor. Ve bu düşünceler rahatsız edici derecede dürüst. Özellikle şu fikir aklıma çakılı kaldı: Bazen insanlar mutlu olmaktan değil, mutlu olma ihtimalinden kaçar. Bitirdiğimde aklımda tek bir düşünce kaldı: Belki de hayat zor olduğu için değil, biz kolay olmasına izin vermediğimiz için yorucudur.
Yasak Olmayan HazlarAdam Phillips · Metis Yayıncılık · 2018854 okunma
Şans mı, İrade mi?
9/10
·243 syf.··
2023 66. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2023 17:00
Dostoyevski bu romanda parayı, hırsı ve bağımlılığı anlatıyor ama asıl mesele kazanmak ya da kaybetmek değil; insanın kendini bile isteye uçurumun kenarına sürüklemesi. Aleksey Ivanoviç son derece zeki, farkındalığı yüksek bir karakter ama tam da bu farkındalık onu kurtarmıyor. Aksine, ne yaptığını bilerek yanlışta ısrar etmesi kitabı daha rahatsız edici kılıyor. Kumar burada bir eğlence değil; kontrol duygusunu kaybetmenin, heyecanla kendini yok etmenin bir yolu. Roman boyunca para neredeyse bir karakter gibi. Her şeyi değiştiriyor, herkesin yüzünü ortaya çıkarıyor. Aşk bile masum kalamıyor; Polina’ya duyulan his, sevgiyle bağımlılık arasında sıkışıp kalıyor. Okurken insan şu soruya takılıyor: Bu gerçekten aşk mı, yoksa kazanma arzusunun başka bir biçimi mi? Dostoyevski bu kitabı gerçek bir borç ve kumar bağımlılığı döneminde yazıyor. Yani anlatılanlar bir gözlem değil, birebir yaşanmışlık. Belki de bu yüzden roman bu kadar hızlı, huzursuz ve nefes nefese. Okur olarak o masadan kalkamıyorsunuz. Kumarbaz bana şunu düşündürdü: İnsan bazen kazanmak için değil, kaybetmeye alıştığı için o masaya oturur. Kitap bittiğinde geriye büyük bir ders değil, ağır bir farkındalık kalıyor. Çünkü Dostoyevski burada ahlâk dersi vermiyor; sadece insanın kendini nasıl tükettiğini gösteriyor.
Edebiyat
KumarbazFyodor Dostoyevski · İletişim Yayıncılık · 202088,5bin okunma
Yabancılaşmanın Hikayesi
9/10
·128 syf.··
2024 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2024 18:22
İnsanlığımı Yitirirken benim için karanlık bir depresyon anlatısından çok, “normal” olamamanın bedelini anlatan bir roman. Bitirdiğimde aklımda kalan soru şuydu: İnsan, kendini kaybettiğini ne zaman fark eder? Bu kitap yarı otobiyografik. Osamu Dazai’nin kendi hayatıyla Yozo’nun yaşadıkları arasındaki benzerlikler metni daha da sarsıcı kılıyor. Bu yüzden okurken kurgu değil, bir itiraf metni okuyormuş hissi oluşuyor. Okuması zor ama bıraktığı etki çok uzun süren bir kitap. Dazai bu romanda insanın toplumla kuramadığı bağın, anlaşılamamanın ve içten içe büyüyen yabancılığın hikâyesini anlatıyor. Yozo’nun yaşadıkları dramatik olduğu kadar rahatsız edici; çünkü abartılı değil, fazlasıyla tanıdık. Yozo gülerek hayatta kalmaya çalışan bir karakter. İnsanlara kendini kabul ettirebilmek için maske takıyor, şaka yapıyor, rol kesiyor. Ama bu maskeler onu korumuyor; aksine, insanlığından biraz daha uzaklaştırıyor. Kitap boyunca hissettiğim şey acıdan çok utanç oldu. Kendine yabancılaşmanın, insanın kendinden utanmasının ağırlığı. Romanın en sert tarafı, kimseyi suçlamaması. Aile, toplum, arkadaşlar… Hepsi var ama asıl yıkım içeride yaşanıyor. Dazai okuyucuya rahat bir mesafe tanımıyor; Yozo’nun zihnine sokuyor ve orada kalmaya zorluyor.
1000Kitap
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma