Köse Hasan, Pehlivan Ali, İflahsızın Yusuf’un; Sivas’ın bir küçük köyünden Çukurova’ya çalışmaya giden 3 gencin hikayesi bu. Çukurova’nın bereketli topraklarında rızkını arayan kara cahil, ser sefil nice insanın hikayesi. Cumhuriyetin efendisi ilan edilen köylülerin cumhuriyetin ilanından 30 yıl sonraki hallerinin, savaşlar sonrası yeni düzenin, yeni sermaye dağılımının hikayesi. Bu günlerimizin ipuçlarını barındıran gerçek hikayemiz.
Cahilliğin ve arsızlığın kol kola ilerleyen hikayesi…
Onbinlerce yıllık kadim insanlık gelişiminden paylarına düşen sadece bir kaç satır dua ezberlemek olan üç köylü genç, hiç bilmedikleri, sadece İflahsızın Yusuf’un emmisinden duyduğu, Çukurova yollarına düşerler. Ne okuma bilirler, ne yazma. Biraz para kazanıp; elde çapa tüm gün çalışmaktan ibaret kaderlerini değiştirmektir istedikleri. Bu kara cahillikleri ile köle olarak sadece emeklerini (ya da vücutlarını; ki zaten aynı kapıya çıkar) satabileceklerini kısa sürede anlarlar.
Cahillikten ibaret iğreti bir hayattır onlarınki… Hayallerini, geri döndüklerinde köydekilere hava atacakları ispirtolu gaz ocağı hayalini bile, trende tanıdıkları benzerlerinden ödünç alırlar. Bu cahillik, bu yoksulluk, bu körü körüne inanç şans/şanssızlıkla da birleşince, her birine ayrı kaderler çizecektir.
Orhan Kemal müthiş gözlem yeteneğini ve etkileyici edebi dilini önümüze serer. Sanki omuz başlarında oturuyormuş da izliyormuş hissiyle, bu üç gencin bir sezonluk maceralarına şahit oluruz. Onlarla beraber olan herkesin; hayta Hidayetinoğlu’nun, isyankar Zeynel’le Halo Şamdin’in, arsız Irgatbaşı’nın, doğru adamı bulabilmek ümidiyle elden ele gezen Fatma’nın, babaları tarafından kerhaneye bırakılan allı-yeşilli gencecik kızların, cahil, aptal, yavşak, zalim, kadersiz nicelerinin ve bu ortamın olmazsa