ezo

ezo
@HayalDeniz
Bibliosmia... Okumak , okumak, okumak; işte bütün mesele bu...
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
1991
35 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
Ruhumun Mahkemesi
10/10
·705 syf.·
2017 10. kitabı
Bu kitap kendi ruhuma bakış açımı değiştirmek için çok iyi bir eser olmuştu. Başlangıçta bakıldığında genç bir hukuk öğrencisinin katil oluşunu görüyoruz. Ancak bu durum kitabın ben de bıraktığı öz fikre karamsar bir bakış eklemekten öteye gidemiyor. Çünkü bu kitap ben de çok farklı bir iz bıraktı. Bu kitabı okurken fikrimce esas görülmesi gereken dürüst bir insanın çaresizlikten nasıl yanlışı seçtiği ve bu yanlışın o insanı nasıl, ne derece yıprattığıdır. Baş kahramanımız Raskolnikov genç bir avukat. Kendini adaleti aramaya adamış bir adam. Üstelik çevresinde dürüstlüğü ile tanınan sevilen biri. Ancak yokluk onu bu dürüst yoldan çıkarıyor ve bir cana kıyıyor. Öldürdüğü yaşlı kadının tüm parasını çalıyor. Yanlış anlaşılmasın: Kahramanımızın suçunu aklamaya çalışmıyorum. Ancak bu durum okuru durup düşünmeye itiyor. Kahramanımız özünde gizli kalmış bir kişilik özelliğini mi ortaya çıkardı farkında olmadan yoksa yaşadığı sıkıntılar ve toplum mu onu buna zorladı. Fikrimce, dürüstlüğüyle bilinen ve cinayet anına kadar dürüst bir hayat yaşamış olan kahramanımız aslında kendisinin bile farkında olmadığı bir kişilik özelliği ile yüz yüze geldi. Peki bu suçun neticesi bize neyi açıklar? Şunu: Raskolnikov cinayetten sonra çaldığı ziynet eşyalarını bir türlü kullanamaz. Daha doğrusu kullanmaz. Saklar. Çünkü olaydan hemen sonra vicdanı, işlediği suçun ağırlığı altında ezilmeye başlar. Kendine konduramamıştır bu suçu. Üstelik çevresindekilerin de kendisi hakkındaki düşüncelerine ihanet etmiştir. Bu da onun başka bir vicdanî ağırlığıdır. Bu sebeple olay ortaya çıktığında yaşlı kadını öldürdüğünü söyleyemez. Olayda görevli polis memuru bile onu çok dürüst biri olarak tanıdığı için Raskolnikov'dan şüphelenmez. Ancak Raskolnikov suçu ortaya çıkana kadar bu vicdanı ağırlıkla
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kafka'nın Baba Figürü ile İmtihanı
10/10
·57 syf.·
2020 3. kitabı
Kitap Kafka'nın babasına yazdığı bir tane mektuptan oluşuyor. Aslında ben bu kitaba mektup demem. Mektuptan ziyade Kafka'nın babasını karşısına alıp çocukluktan itibaren babasının ona hissettirdikleriyle ilgili dertleşmesi. Kafka kitap boyunca babasını anlatıyor. Bunu bazen babasını eleştirerek bazen babasına karşı koyamadığı ve onun, kendisine karşı olan bütün davranışlarına boyun eğdiği için bizzat kendine kızarak ve kendisini eleştirerek bazen de babasını, davranışları konusunda haklı bularak yapıyor. Kitapla ilgili benim en çok dikkatimi çeken nokta şu: Kafka babasını özellikle tek bir yönüyle uzunca bir müddet eleştiriyor. Babasının sürekli herkese ve her şeye kurallar koyduğunu hatta bir yerde sofra adabının nasıl olması gerektiğiyle ilgi her ayrıntıyı kurallandırdığını ancak babasının bu kurallara bizzat kendisinin hiç de dikkat etmediğini söylüyor. Bunu babanın hayatının her alanında görüyoruz. Bir diğer dikkat çekici nokta babanın aslında aile denilen toplulukla (kurumla) ilgili sorunları olduğu. Çünkü baba, sadece Kafka'ya karşı değil ailedeki her bireye karşı mesafeli ve soğuk. Eşini çok sevmesine rağmen ona bile çoğu zaman mesafeli, katı ve soğuk. Bunu Kafka'nın '' Senden bizim yüzümüzden çekti annem'' sözlerinden anlıyoruz. Annesinin hem çocuklarını hem de eşini aynı anda idare edebilmek için sürekli kendi isteklerini, duygularını bastırdığını söylüyor. Son olarak baba figürü Kafka üzerinde öylesine güçlü öylesine baskı kurmuş ki sırf bu yüzden Kafka evlenemiyor. Baba figürünün onun kişiliğini fazlasıyla zedelediğini; onda içe kapanık, öz güvensiz, zayıf, otoritesiz bir karakter yarattığını bu nedenle bir türlü evlenemediğini görüyoruz. Aslında burada Kafka'nın korktuğunu sezinledim ben. Evliliği yürütememekten ya da sırf zayıf yönlerini
İlişkiler
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202253,9bin okunma
10/10
·284 syf.·
2017 116. kitabı
BİR ÖĞRETMENİN ÖRNEK OLACAK HAYATI BİR BİLİM ADAMININ ROMANI: MUSTAFA İNAN - OĞUZ ATAY Kitabı bitirdiğim an ilk aklıma gelen şu oldu: Ben ne okudum? Bir roman mı adında da olduğu gibi? Bir biyografi mi? Bir anı derlemesi mi? Hayır. Ben bir mücadele okudum. Azim okudum. Başarılmış bir hedef okudum. Bir ömür süren hocalık aşkı okudum. Zorlukların bahane olamayacağını, başarmanın istekli olmaktan geçtiğini okudum. Daha doğumunda zorlukların içinde açmış gözlerini dünyaya Mustafa İnan. Fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Hayatı boyunca da zorluklar, borçlar, hastalıklar ile mücadele etmiş. Çocukken damdan düşünce ''adam olmaz bu'' denilmiş. Ama Mustafa İnan böyle düşünen herkesi haksız çıkarmış, hoca olmuş. İşte bu romanı okurken beni en çok hocalığını-mesleğini samimiyetle, gayretle, severek, gönülden yapması etkiledi. Mustafa İnan ortaokul yıllarından ölümüne kadar ömrünü hocalığa adamış birisi. Onun hocalığının en güzel yanı bir şeyi öğrencilerine ya da arkadaşlarına anlatırken, öğretmeye çalışırken en karmaşık konuları bile çok basitmiş gibi sunması ve bu konuda hep heyecanlı olmasıydı. Bu heyecan belki de öğretmenliğe olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Seviyormuş öğretmeyi, öğrendiklerini başkaları ile paylaşmayı. Beni etkileyen bir diğer özelliği de buydu. Etrafımda görüyorum ki çoğu insan mesleğini zorla, istemeyerek yapıyor. Oysa ben senelerdir bu mesleği bekliyorum. İşimi severek yapıyorum. Her gün okula heyecanla gidiyorum. Her gün aynı heyecanla derslere giriyorum. Bu kitabı okuyana kadar bu konu da yalnızım sanıyordum. Ama Mustafa İnan gibi bir ismi öğrenince yalnız olmadığımı anladım. Mustafa İnan bir ömrü hocalığa adamış bir isim. Ölüm döşeğindeyken bile hocalığını göstermiş bir isim. Mustafa İnan'dan öğrendiğim bir
Eğitim
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma