İstanbul Sözleşmesini Okudum -1-
İstanbul Sözleşmesi üzerinden ciddi bir tartışma var. Özellikle Pınar Gültekin’in vahşice katledilmesinden sonra “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sloganı ile sözleşme karşıtlarına karşı ciddi bir kampanya yürütülmekte. Aslında İstanbul Sözleşmesi artık tamamen siyasi bir mecraya çekilmeye çalışılıyor. Bağırmadan, çağırmadan, kavga etmeden delillere dayalı olarak konuşmak gerekirken bir kısım çevrelerce siyasi bir takım menfaatler uğruna kutuplaştırma çabasına gidiliyor. Bu kutuplaştırma çabaları artık öyle bir noktaya geldi ki: sözleşme karşıtlarının asla sözleşmeyi okumadıkları yalanını bayraklaştırıp asıl hedefin sözleşmeden çıktıktan sonra rahatlıkla kadınlara şiddet uygulamak olduğu iftirasını atabiliyorlar. Bunu yaparken zerrece yüzleri kızarmıyor. Çünkü bunu bir dava addetmiş durumdalar. Yanlış anlaşılmasın dava derken kadın cinayetlerini engelleme davası değil; her hal ve şartta İslam’ı ve müslümanları suçlu gösterme davasıdır bu. Eğer öyle olmasaydı Pınar Gültekin’i katleden cani, bir bar işlettiği halde Pınar’ın katledilmesinden İslam sorumlu tutulur muydu? Biz kimseyi ve hiçbir kesimi toptan temize çıkarma ya da toptan karalama derdinde değiliz. Söz konusu insansa her şeyin mümkün olabileceğinin farkındayız. Bundan dolayı kimseye kefil olmak gibi bir gaflete düşmeyiz.
İstanbul Sözleşmesi bu kutuplaştırma siyasetinden tamamen ayrı olarak ele alınmalıdır. Eğer gerçekten kadın cinayetleri ve kadın şiddetinin bitirilmesi konusunda samimiysek algı operasyonlarına takılmadan ilgili uzmanlardan bu konuyu öğrenmeliyiz. Ben bir psikolojik danışman olarak sözleşmeyi defalarca okudum, sayısız uzmanla görüş alışverişinde bulundum. Konu ile alakalı sayısız bilimsel kitap, makale, araştırma okudum ve bunların üzerinde çalıştım. Resmi
İstanbul Sözleşmesini Okudum -1-
İstanbul Sözleşmesi üzerinden ciddi bir tartışma var. Özellikle Pınar Gültekin’in vahşice katledilmesinden sonra “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sloganı ile sözleşme karşıtlarına karşı ciddi bir kampanya yürütülmekte. Aslında İstanbul Sözleşmesi artık tamamen siyasi bir mecraya çekilmeye çalışılıyor. Bağırmadan, çağırmadan, kavga etmeden delillere dayalı olarak konuşmak gerekirken bir kısım çevrelerce siyasi bir takım menfaatler uğruna kutuplaştırma çabasına gidiliyor. Bu kutuplaştırma çabaları artık öyle bir noktaya geldi ki: sözleşme karşıtlarının asla sözleşmeyi okumadıkları yalanını bayraklaştırıp asıl hedefin sözleşmeden çıktıktan sonra rahatlıkla kadınlara şiddet uygulamak olduğu iftirasını atabiliyorlar. Bunu yaparken zerrece yüzleri kızarmıyor. Çünkü bunu bir dava addetmiş durumdalar. Yanlış anlaşılmasın dava derken kadın cinayetlerini engelleme davası değil; her hal ve şartta İslam’ı ve müslümanları suçlu gösterme davasıdır bu. Eğer öyle olmasaydı Pınar Gültekin’i katleden cani, bir bar işlettiği halde Pınar’ın katledilmesinden İslam sorumlu tutulur muydu? Biz kimseyi ve hiçbir kesimi toptan temize çıkarma ya da toptan karalama derdinde değiliz. Söz konusu insansa her şeyin mümkün olabileceğinin farkındayız. Bundan dolayı kimseye kefil olmak gibi bir gaflete düşmeyiz.
İstanbul Sözleşmesi bu kutuplaştırma siyasetinden tamamen ayrı olarak ele alınmalıdır. Eğer gerçekten kadın cinayetleri ve kadın şiddetinin bitirilmesi konusunda samimiysek algı operasyonlarına takılmadan ilgili uzmanlardan bu konuyu öğrenmeliyiz. Ben bir psikolojik danışman olarak sözleşmeyi defalarca okudum, sayısız uzmanla görüş alışverişinde bulundum. Konu ile alakalı sayısız bilimsel kitap, makale, araştırma okudum ve bunların üzerinde çalıştım. Resmi