İnsanlar kitap okumanın sadece kitap okumaktan ibaret olduğunu sanmalarını anlayamıyorum. Benim lisede bir arkadaşım vardı. Haftada 3-4 kitap okurdu. Geçen karşılaştığımızda dedim ki kitaplarla aran nasıl, haftada kaç kitap okuyorsun? Bunu bilerek sordum çünkü cevabını biliyordum. Dedi ki: Haftada mı? Ben yıllardır yılda 3-4 tane okuyabiliyorum desem inanır mısın?
İnandım tabi ve dediğim gibi cevabını da biliyordum. Çünkü kitapları "okudum" niyetiyle okuyordu. Şimdi yıllık kitap hedefi koyup hedefe ulaşmak için gece gündüz okuyanları görüyorum. Emin olun çoğu okuduklarından bir şey anlamıyordur ve kendine bir şey katmıyordur. Çünkü niyeti kitap okumak değil hedefi tutturmaktır ve popüleriteye kapılıp işte şu kitabı okudum bu kitabı okudum demek için okumuştur.
Bence kitap ve kitap türü insanın ruhunun isteğidir. Yılda 30-40 kitap okursun ve bu sayılar sana bir sürü şey katar. Yılda 80-90 kitap okursun hiçbir şey anlamazsın. Önemli olan kaç kitap okuduğun değil okuduğun kitaplardan ne aldığındır.
Türk edebiyatında Nazan Bekiroğlu diye mükemmel bir yazar var ve şaheseri de bence bu kitaptır. Tebriz, Trabzon, İstanbul'da geçen olayları bu kadar güzel birbirine bağlamak, bu kadar güzel yazmak çok farklı bir seviye. Kitabı okuduktan sonra keşke bitmeseydi diyeceksiniz. Hüzün, hasret, sevinç hepsi bir arada.
"Kurtlukta düşeni yemek kanundur." Kemal Tahir'i okumak isterseniz bu kitaptan başlamanızı tavsiye edebilirim. Anlaşılır, akıcı üslubu ve tasvirleri insanı kendiliğinden olaya dahil edebiliyor.