Kimse kimseyi anlamaz, kimse kimseyi yeterince dinlemez, sadece ve sadece dinler gibi görünür ve sıranın bir an önce kendi anlatacaklarına gelmesini bekler...
"Fırından hamur alıp kızartan bir annenin oğluyum ben! Bu toprağın sesiyim, arka bahçenizde tek başına top sektirmeye çalışan, ama üçten fazla sektiremeyen eşofmanlı çocuğum, çekinmeden bakkala gönderip artan bir lirayı gözü kapalı vereceğiniz mahallenin ferdiyim, samimiyim, içtenim, ama sünnetsizim lan! Ne yapayım? Beni böyle kabullenin olmaz mı?" diye ağladım.