Sezgin Kaymaz’ı benim için özel yapan şey sadece anlattığı hikâyeler değil kurduğu evren. Onun metinlerinde yalnızca bir olay okumuyorsun, bir dünyaya giriyorsun. O dünyanın dili, mizahı, ritmi ve diyalogları bir bütün oluşturuyor. Ve ben bu bütünün içinde kalmak istiyorum.
Anlatım dili gerçekten inanılmaz. Cümleler doğal akıyor ama aynı zamanda güçlü bir derinlik taşıyor. Gündelik konuşmaların arasına yerleştirdiği o beklenmedik edebi dokunuşlar metni sıradanlıktan çıkarıyor. Diyaloglar çok gerçekçiyapay değil, zorlanmış değil. İnsanların gerçekten konuşabileceği bir ton var ama aynı zamanda edebi bir yoğunluk da hissediliyor.
Mizahı da bu evrenin önemli bir parçası. İnce gözlemler, küçük detaylar ve yerinde kurulmuş cümleler anlatıya hem sıcaklık hem de özgünlük katıyor. Bu yüzden kitaplarını okurken sadece hikayeyi değil, o dünyanın havasını da yaşıyorum. Sürekli o evrende kalmak istiyorum.
Onu geç tanımış olsam da kısa sürede birçok kitabını okudum. Ve dürüst olmak gerekirse başka yazarlara geçmekte zorlanıyorum. Çünkü onun kurduğu anlatı dünyası çok güçlü ve tutarlı. O evrenden çıktıktan sonra diğer metinler bana daha düz değil belki ama daha uzak geliyor. Bu bağı çok güçlü bir şekilde okuruyla kurabiliyor.
En çok üzüldüğüm nokta ise bu kadar özgün, bu kadar güçlü bir yazarın hak ettiği ölçüde okunmaması. Bu durum gerçekte üzücü çünkü daha fazla insanın bu evrenle tanışmasını isterdim. Böyle bir anlatım gücünün daha geniş bir okur kitlesine ulaşması gerektiğini düşünüyorum. Bu sadece bir okuma meselesi değil bir dil, bir atmosfer ve bir edebiyat deneyimi meselesi.
Sezgin Kaymaz benim için bir hikaye yazarı değil sadece. Bir evren kurucusu. Ve ben o evrende kalmayı gerçekten çok seviyorum.