Hatırla, Güzelsoy’un “Fennî Sihirler” üçlemesinin finali niteliginde. Sekiz yüzyıl önce Artuklu sarayında El-Cezeri’nin mekanik icatlarıyla kurulan büyülü dünya ile günümüz İstanbul’unda travma yaşamış Suzan’ın hikayesi iç içe ilerliyor. Zaman burada doğrusal değil de daha çok bir hatırlama mekaniği gibi. Geçmiş ve bugün, sürprizli ama tutarlı bir şekilde birbirine bağlanıyor.
En güçlü yanı kesinlikle kurgu zekası derim. Akış çok canlı, okurken sürekli “Bu nasıl bağlanacak?” hissi yaşıyorsun ama sonunda taşlar yerine oturuyor. Anlatım biçimi değişken, bu da romana dinamizm katıyor.
Dil şiirsel ama ağır değil. Felsefi arka planı var, unutuş, iktidar, yaratım, hafıza gibi temalar ama metin ders kitabı gibi durmuyor. Tam tersine, hikâyenin içinde doğal akıyor. Tarih, mitoloji ve bilimsel göndermeler var fakat bunlar süs değil, yapının parçası.
Eleştirilerde son bölümün biraz hızlı kapandığını yazanlar olmuş, bazılarına göre bilimkurgu tonları yoğunlaşmış ama bence genel olarak bu unsurlar romanın ruhuna hizmet ediyor.
Kısacası: Hem zihne hem duyguya dokunan, finali güçlü bir roman. Seriyi takip ettiysen ayrı bir tat veriyor ilk kez okuyorsan da tek başına ayakta durabiliyor. Bitince akılda kalan şey şu oluyor: hikâye değil sadece, bir fikir deneyimi okumuşsun.