Hayat, sürekli çalan bir alarm gibi. Ne zaman susturmaya çalışsam, daha da gürültülü çalmaya başladı. İnsan, yaşadıkça ağırlaşıyor sanki. Omuzlarımıza yıllar değil, yılgınlıklar biniyor. Ölüm, bu karmaşanın dışında duran sessiz bir boşluk gibi. Belki de en berrak an, son andır. Çünkü hayat hiçbir zaman net değildi.
"Dedim ki; Fatıma yüce Hatice'nin kızıdır.
Ama baktım ki bu Fatıma değil.
Ardından Fatıma Muhammed'in kızıdır, dedim.
Fakat bu da Fatıma değildi.
Fatıma Ali'nin eşidir, diyecek oldum.
Ancak gördüm ki, Fatıma bu da değil.
Fatıma Hüseyin'in annesidir, diyeyim dedim.
Ama yine gördüm ki bu Fatıma değil.
Bir an için Fatıma Zeynep'in annesidir, dedim içimden.
Oysa gördüm ki Fatıma bu da değil.
En sonunda şu neticeye vardım: Evet, bunların hepsi doğrudur, fakat Fatıma bunların hiç birisi değildir. Fatıma Fatıma'dır."