Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kült eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, kitabın bugüne ne kadar çok şey söylediği oldu. Roman, Hayri İrdal’ın çocukluğundan başlayıp hayatının merkezine oturan o meşhur "Enstitü"nün kuruluşuna kadar uzanan, trajikomik bir serüveni anlatıyor.
Yazar, toplumdaki doğu-batı çatışmasını, gereksiz bürokrasiyi ve insanın modernleşme çabası içindeki komik hallerini öyle bir ironiyle ele alıyor ki, yer yer kahkahalar atarken yer yer "Acaba biz de mi böyleyiz?" diye sormadan edemedim.
Kurulan enstitü o kadar absürt ve işlevsiz ki, aslında Tanpınar bize biçime takılıp özü kaçırdığımızı gösteriyor.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, sadece bir kurumun hikayesi değil; kimlik arayışımızın, bitmek bilmeyen "yenilenme" sancılarımızın ve zaman karşısındaki çaresizliğimizin bir aynası. Okuması yer yer yoğun olsa da, bitirdiğinizde dünyaya ve kolunuzdaki saate bir daha asla aynı gözle bakamıyorsunuz.