Çocuklarımız ve gençlerimiz önce iş yapmayı ögrenmeli; okullar insanı ve yaşamı yükseltmeye yaramalıdır.Enstitülerde haftalık 44 saatlik çalışmanın %50’si ders,%50’si iştir. İşinde yarısı tarım, yarısı yapıcılık ,marangozluk, demircilik, dokuma, biçki dikiş, örgü, yerine göre arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık gibi bölümlere ayrılırdı. Öğrenciler ve öğretmenler Üretir ama temrin eğitiminde olduğu gibi ürettiklerini çöpe atmaz, bunları kullanırdı. Enstitülerde öğrenciler kız erkek bir arada eğitim öğretim görür, yönetime katılırdı. Çalışmalar hafta sonlarında demokratik anlayışla eleştirilirdi. Özgür okuma, ulusal oyunlar, yurt türküleri, yurt gezileri gibi etkinliklere bol bol yer verilirdi. Öğrencilerle öğretmenler yemekleri birlikte yer, hafta sonlarında birlikte eglenirlerdi. Yaşam geçimli aile örneklerinde olduğu gibi, mutlu ve tatlıydı. Size bir soru daha sorayım: bunların hangisi dışlanabilir? Sorular çok. Bence bugün bunların hepsinden yararlanabiliriz. Ama nasıl, kiminle? Bizim akıllı yöneticilerimiz 40 yıldır daha çok emperyalizmin yararına olan yaban akıllara değer veriyor. Kendi uzmanlarımız ,yurtsever öğretmenlerimizi yadsıyor, kıyıyor, eziyor. Köy enstitülerinin kurucu bakanı Hasan Ali Yücel’e kurucu genel müdür Hakkı tonguç’a yapılan nankörlük sınırını aşar, oralarda okuyup yetişenlere yapılanlar ise tarihe yazılacak derecede örnekleridir.