1960'lardan 2000'lere kadar uzanan bir hayat hikayesi. Mevlut'un ve diğer karakterlerin gözünden köyden kente göçün, adaptasyonun aile kavramının yer aldığı uzun bir kitap. Öyle çok hareketli bir hayat hikayesi beklemeyin. Açıkçası bu durum beni hayal kırıklığına uğratsa da Mevlut'un saf kalbi ile İstanbul'un sokaklarını karış karış gezdim. Yeri geldi onunla yoğurt sattım, yeri geldi pilav sattım. O kış gecelerinde boza satarken bende onunla birlikte üşüdüm. Yakın tarihte yaşanan tüm siyasi olayları yeniden yaşadım. Kendi kendime o zamanlarda yaşıyor olsaydım acaba nasıl olurdum, neler yapardım diye düşündüm. Kitabın en etkileyici tarafı ise hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını ve olmayacağını Mevlut'un kafasından geçenler ile bir kez daha düşünüp hüzünlenmem oldu.
Kitabın çok fazla betimlemeye yer vermesi kitabı dolduran ana unsur olarak görüyorum. Ağır ağır ilerleyen ve battaniye altında okunabilecek değerli bir roman.