Hallac-ı Mansur… onun “Enel Hak” feryadı..
İlahi bir sevdanın hem de insanlığın anlayamadığı bir derinliğin özüydü. Onu tarihe geçiren sözdü “Enel Hak.”
Kelime anlamı: Ben Hakk’ım” — yani Ben Tanrı’yım.
Bu cümle, dışarıdan bakıldığında bir kibir ya da tanrısallık iddiası gibi anlaşılmıştır. Ama Hallac’ın kastı bu değildi. O, benliğini yok ettiği, nefsini tamamen aradan kaldırdığı bir halden bahseder. Demek ister ki: “Ben artık yokum, kalan sadece O’dur.” Yani varlıkta yalnızca Allah vardır, insan, O’nun bir yansımasıdır. Bu anlayış vahdet-i vücûd (varlığın birliği) düşüncesinin özüdür. Ancak o dönemin din bilginleri bunu küfür saydı, sözlerinin ardındaki derinliği anlayamadılar.
Rivayete göre, derisi yüzülürken bile, dudaklarında şu sözler vardı, “Onlar beni öldürüyor sanıyorlar, oysa ben şimdi O’na kavuşuyorum.”
Hallac’ın hikayesi bana göre Tanrı aşkının en saf, en yakıcı halidir. O, Tanrı’yı dışarda değil, içinde bulan insandı.
Kitabı okurken zaman zaman durup nefes aldım, boğazım düğümlendi. Bildiğim bir hikayeydi fakat Sayan’ın anlatımı ile özellikle son sayfalarda gözyaşlarımı tutamadım.
“Nigahdar” bittiğinde elimde bir kitap, içimde derin bir sessizlikle, Hallac’ın fısıltısı kulaklarımda yankılandı..
“Yok ol ki, var olasın.”