Mevlânâ'nın öğrencileri arasında Süryanos adında bir de Rum delikanlısı var. Çetrefil lakırdı etmesini beceremeyen, açık sözlü bir genç olacak ki, uluorta konuşmalarından ötürü yakalayıp kadı'nın önüne götürüyorlar. Kadı soruyor: Sen Mevlânấ ya tanrı diyormuşsun, doğru mu? ... Süryanos hep o açık sözlülükle: Yalan, diyor, ben Mevlana ya tanrı demedim, tanrıyı yaratandır dedim. Tanrı benim, ama bunu yıllardır bilmiyordum, bana tanrı olduğumu Mevlânâ öğretti... Süryanoś'u iyice çıldırmış sanarak bırakıyorlar. O da gelip olup bitenleri Mevlân ya anlatıyor. Mevlânâ: Kadí'ya deseydin ki, diyor, yazıklar olsun sana, eğer sen de tanrı olamadıysan.
Hulul ile burada anlatılan şey birebir örtüşmüyor. Metindeki vurgu ‘Tanrı benim’ iddiasından çok, benliğin aşılmasıyla hakikatin insanda tecelli ettiğini fark etme hali. Mevlana geleneğinde bu, hululden ziyade vahdet-i vücud diline daha yakındır. Mevlana’nın dili mecazdir, ontolojik bir Tanrı-insan özdeşliği iddiasında bulunmuyor, benliğin çözülmesine işaret ediyor. Bu yüzden kelimeye değil, işaret ettiği hale bakmak gerekir.