Zekanın bireysel olmaktan çok toplumsal bir şey olduğu ve toplumsallıkta onu mümkün kılan ara ortamı, üçüncü ortamı bulduğu fikrini kabul etmek gerekir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kurum her zaman örgütlenmiş bir araçlar sistemi olarak ortaya çıkar. Zaten kurumla yasa arasındaki fark da tam buradadır: yasa eylemlerin kısıtlanmasıdır, kurum olumlu bir eylem modelidir. Olumlu olanı (doğal haklarla) toplumsalın dışına, toplumsalı ise (sözleşmeye dayalı kısıtlamayla) olumsuza yerleştiren yasa teorilerinin aksine, kurum teorisi olumsuzu (gereksinimlerle) toplumsalın dışına yerleştirirken toplumu (özgün doyum araçlarıyla) özünde olumlu, yaratıcı olarak sunar. Böyle bir teori bize nihayet politik ölçütler kazandıracaktır: tiranlık yasaların çok, kurumların az olduğu bir rejimdir; demokrasi ise kurumların çok; yasaların pek az olduğu bir rejim. Yasalar kendilerinden önce gelen ve insanları güvence altına alan kurumlar üzerinde değil de doğrudan in sarılar üzerinde uygulandığı zaman baskı ortaya çıkar.
içgüdü ve kurum olanaklı bir doyurnun örgütlenmiş iki biçimidir.Kurum sayesinde eğilimin doyum bulduğu kuşku götürmez: evlilikle cinsellik, mülkiyette açgözlülük doyurulur.