Oblomov böyle eve kapanıp ne yapıyordu? Okuyor mu,
çalışıyor mu, yazı mı yazıyordu? Evet, eline bir kitap, bir gazete
geçerse okurdu. Önemli bir eser çıktığını duyunca da
okumaya heveslenirdi; kitabı elde etmeye çalışır, ondan bundan
ister, çabuk getirirlerse okumaya koyulurdu. Konuyu
şöyle böyle anladı mı, zihni işlemeye başlardı; biraz daha
gayret etse eseri kavrayabilirdi; ama sabrı tükenir, yatağa
uzanır, gözlerini tavana diker, öyle bakakalırdı. Kitap da yanında
bitirilmemiş, anlaşılmamış dururdu. Çabuk uyanan
hevesi hemen geçiverirdi. Bir defa kapadığı kitabı da bir daha
açtığı olmazdı
!}atta Türk okuyucusu tanıdıkları
arasında Oblomov'a benzeyen insanlar görebilecektir.
Konya'daki çihliğinin geliriyle Beyoğlu'nda, bir türlü
gerçekleşmeyen hayaller içinde yaşayan işsiz yarı aydınlar ve
memurlar az değildir. Kaldı ki hepimizde, iş hayatına karışanlarımızda
bile, Oblomovluk vardır. Avrupalılaşma yolunu
tutan her Doğu milletinde Oblomovluk kolay kolay ruhlardan
çıkmayacaktır. Oblomovluktan kurtulmak için onun
tam zıddını örnek tutmuş olan, dünya görüşünü iş üzerine
kurmuş olan yeni Rusya' da bile Oblomov'lar kuşağının büsbütün
kuruduğu ileri sürülemez. Nitekim Lenin diyor ki:
"Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov'lar kaldı;
çünkü Oblomov'lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında
değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda,
komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski
Oblomov'un içimizde olduğunu görürsünüz . Onu adam etmek
için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak,
dövmek gerekecektir."