"Dünyanın bir tarafında bir yerde, bir piyango çekiliyor, savaş yapılıyor ve hepimizin alınyazısı da böylece uzaklarda belirleniyordu (sf.247)."
Olaylar, küçük bir kasaba olan Vişegrad'da geçiyor. Bu kasaba Drina Irmağı kıyısında bulunan önemli bir kasabadır. Adeta Doğu ve Batı'yı birleştirir. Kitap 350-400 yıllık bir zaman dilimini ele alıyor. Köprünün yapılması, halkın geçirdiği değişimler, yaşanan savaşlar, kolera, su baskınları, bombalamalar,
Avusturya işgali ve el değiştirmesi vs. Bu bölge onlarca olaya tanıklık ediyor. Bizlerde bütün bu olaylara rağmen köprünün ilk günkü gibi sapasağlam ayakta durmasını ve iki kıyıyı birbirine bağlamasını okuyoruz. Sonu ise... Bundan bahsetmek bile istemiyorum, çok üzücüydü.
Yazar farklı toplumların gelenek ve göreneklerinden, efsanelerden, masallardan, insanların akıllarında yer edinmiş hikâyelerden de sıkça bahsediyor. Tekgöz Salko, Fato, Glasinçanin, Ali Hoca, Lotika, Âbid Ağa ve daha onlarca kişinin hayatlarına tutulan ışığı görüyor ve zevkle okuyoruz.
Sosyal değişimlerin yani sıra politika, siyaset, devlet yönetimi ve hızla yayılan milliyetçilik fikirlerine de yazar yer vermiş. Kısaca dünyada olan bütün değişim ve gelişimlerin izlerini kitapta tek tek görüyoruz. Savaşın ve fikir ayrılıklarını insanlar üzerindeki etkisi içler acısı bir durum.
Kitabın konusu ayrı güzeldi, ele alınması ayrı güzeldi. Yazar zaten hümanist bir insan olmasıyla tanınmış birisi ve bunu kitabında da net bir şekilde ortaya koymuş. Türk, Sırp; Müslüman, Hristiyan, Yahudi.... Farklı ırktan farklı dinden insanlar bir arada ve binbir çeşit acı yaşıyor. Bazıları birbirlerinden bazıları başkalarından kaynaklanan acılar... Ancak her şeye rağmen yazar tamamen tarafsız bir şekilde olayları ele alıp okuyucuya aktarıyor. Yazarın bu tarafsızlığı kitapta en çok