Spoiler niteliğinde cümleler olabilir..!
☞ (>▽<)
Kitapta Oblomov'un sık sık tekrarladığı bir şey vardı. "Peki ama ne zaman yaşayacağım"
Oblomov'un hayatı rahatlıktan ibaretti dünyaya geldi geleli. Ailesi onu rahat ettirmek ile iyi bir şey yaptıklarını düşünüyorlardı. Ancak bu ölümüne kadar Oblomov'u kötü yönden etkileyecekti belki.
Oblomov'a yaşamın rahatlıktan ibaret olduğunu yaşatarak öğretmişlerdi, yaşamın çaba ve emek olduğundan habersizce.
Yaşam cesaretti, Oblomov korkaktı; yaşam hareketti, oblomov heykel; yaşam bazen mutluluk bazen hüzündü, Oblomov ikisi de değildi; yaşam hem siyah hem beyazdı, Oblomov ne siyah ne de bayazdı. O griydi. Ama siyahın da beyazın da hiçbir zaman belirgin olmayacağı puslu bir griydi...
O yüzden yaşamı ve yaşamanın ne demek olduğunu anlayamadı. Gerçi bu onun suçu değildi. Peki kimin suçuydu?
Kitap henüz bitmedi, sırf umudumu söndürmemek için umut ediyorum Oblomov'un değişimini. İçimden bir ses değişmeyeceğini söylediği halde.
Oblomovİvan Gonçarov
Bu kitap hakkında inceleme yapmayacağım ancak yaşadığım küçük bir olayın beni nasıl mutlu ettiğini ve hâlâ nasıl etkisinde olduğumu anlatacağım.
08/09/2023 20:57
O gün her zamanki gibi bir parka kitap okumak için gittim. Şen şakrak çocuk sesleri vardı, insan yaşadığını hissediyordu. Ben kitap okumaya dalmışken bir iki saniyeliğine önümde 5-6 çocuğun (7-8 yaş) kendi aralarında bir şeyler konuştuğunu gördüm ama dikkat etmedim. Bir çiçekten bahsediyorlardı. Birkaç saniye sonra içlerinden bir kız çocuğu "abla" diye seslendi. " Bu çiçeği sana vermek istiyoruz" dedi. O an adeta kalbimin derinliklerine papatya tohumları ekildi ve saniyeler içinde yeşermeye başladı, işte tam da böyle hissettim O sırada tesadüf eseri şu satırları okuyordum: "Birilerini sevindirmenin ve bundan dolayı sevinç duymanın ne kadar kolay olduğunu hissediyordum". Bu tesadüf çok güzeldi. Tam da bu kitaptan çok hoşlanmadığıma karar vermişken bu oldu ve artık bu kitabın da bende yeri ayrıydı. Evrende her zaman bir yerlerde bizim için saklı güzellikler vardır dedim kendi kendime. Yeter ki hep aynı olmayalım, hep aynı yerde olmayalım
Gelelim kitaba yorumuma, demek istediğim tek şey Stefan Zweig yine sadece yazmamış aynı zamanda yaşatmış.
Stefan ZweigOlağanüstü Bir Gece
Yazdığım ilk inceleme, aslında nasıl yazılır pek bilmem sadece aklımdan geçenleri yazdım. Lütfen siz de görüşlerinizi belirtmeyi unutmayın.
Öncelikle bir şiirden başlayacağım.
Ahmet Arif 'Yalnız Değiliz' şiirinde; 'Gerçi gece uzun, gece karanlık ama bütün korkulardan uzak' diyor. Ama günümüz insanlarına baktığımız zaman çoğu insan aynı düşüncede değil. Gece insan korkuları ile yüzleşir değil midir?Gece olunca bir hüzün çöker, korku salan düşünceler gece ortaya çıkar. Bu düşünceler sabah vardır ama gece günyüzüne çıkar.
Acaba burada aslında insanların korkularının sabah ortaya çıktığı, onların akıllarını kurcaladığı ve insanların bir şekilde bunlardan sıyrıldığından mı bahsediyor?
Öte yandan kendisinin gün ışığında korkularıyla yüzleşip geceye varıncaya dek onlarla barıştığını da söylüyor olabilir. Yoksa asıl korkulması gerekenlerin aşikâr olduğundan mı bahsediyor.
Demek istediğim neden gece korkulardan uzak olsun ki. Gecenin karanlığı bile bazen insanın korkmasına sebep oluyor. Peki o neden gecenin bütün korkulardan uzak olduğunu söylüyor.
Aklıma takılan şey aslında neredeyse bütün insanların gecenin korkuyla yüzleştiren yönünün ön planda olduğu görüşünde olması. Ancak Ahmet Arif'in bunun tam tersini söylüyor olması.
Her ne kadar bu düşünce, insanların genelinin düşüncelerine zıt düşmüş görünüyor olsa da illaki yazarın yazdığı sıradaki hissiyatı sözlerini etkilemiştir.
Nerden bilebiliriz belki de umutlu olmamız gerektiğini bu şekilde vurgulamıştır. Gecenin uzunluğu ve karanlığının yanı sıra korkulardan uzak oluşu bizi umutlandırsın istemiştir.
Ahmed Arif
Umarım derdimi anlatabilmişimdir.