"Mutluluk, ister bir ütopya, ister yaşanmış bir deneyim olsun, her halükarda, her insanın arzuladığı yaşamsal bir durumdur; insanlar ona ulaşmayı beceremediklerinde, bu başarısızlığı başkalarına ya da aşk, sağlık, para, dış görünüş, çalışma koşulları, yaş ve benzeri gibi kontrolümüz dışında olan etkenlere, dış şartlara atfederler. Bu; çoğumuzu, mutlu olma da demiyorum ama hiç olmazsa mutluluğa karşı istekli olma görevinden azat etmektedir çünkü bize bağlı olmayan koşullar karşısında yapabileceğimiz bir şey yoktur.
Dikkatimizi, kendimize tamamen yabancı düşecek kadar, kendimizden uzaklaştırıyoruz, dışarıdan edindiğimiz mutluluk modellerine kavuşmak için her gün düz duvarlara tırmanıyor ve her gün batıyoruz çünkü muhtemelen o modeller kişiliğimize hiç olmayacak kadar uygunsuz düşüyor, ruhumuz kararıyor ve keyifsizlik dağıtır oluyoruz ve bu, ailemizin birliğini, dahil olduğumuz cemiyeti, işimizi yıkan olumsuz bir güç oluverir çünkü var olan bağı koparmakta, uyumu bozmaktadır; başkalarını, kendilerini değil de, bizi mutsuz etmiş bir alınyazısı yüzünden anlayış ve merhamet sözcükleri söylemek durumunda bırakmaktadır."
Mutluluğun arayışı insan doğasının bir parçasıdır ve yazar bunu vurgulamaktadır, her birimize mutluluğa yönelik derin bir eğilim verilmiştir ve bu, entellektüel kapasitemizden, sosyal şartlarımızdan, sağlık durumumuzdan ve ekonomik olanaklarımızdan bağımsız olarak böyledir. Mutluluk, mutluluk deneyimi, aşkla, zevkle, başkaları tarafından sayılmak ya da takdir kazanmakla pek de ilintili değildir; en çok, kendini tamamen kabul etmekle, Nietzsche'nin "Neysen o ol" diyen aforizmasında ifade edilen şeyle ilintilidir.