Fazla hüzünlü bir kitabın trajik incelemesi
20. yy başlarından, sonlarına doğru akan Fugui’nin hayatı ;Çin’in değişimini ve bu değişimin köylü, şehirli ve askerler üzerindeki etkisini beraberinde getiriyor.Yu Hua gözümüze sokmadan, kahramanı yolsuzlaştırmadan, yorulmamış bir anlatı ile yapıyor. (Bahar Kılıç’ın dilimize büyük katkısını unutmadan, teşekkürler.)
Kitabı bitirince çok sinirlendiğim de doğrudur. Bütün kıyım kahramanın üstünden anlatılıyor dedim. Ama dönemi düşününce; insanların birbirini yediği sefaletlere kadar varan, kayıp birçok insanın, değersizleşen kültürün yanında bu kadar acı bile yetersiz kalabilir.
Kitaba geri dönelim! Yu Hua her ölümde bir bölümü bitiriyor gibi hissettiriyor insana ama bunu hikayeyi koparmadan yapıyor. Bağlama noktası yaşamaya devam eden, başına ne gelirse gelsin, yaşamak için bir yol arayan kahraman ile yapıyor. Düşünmeye vaktin yok! Yaşamak zorundasın diyor sanki. Sisifos gibi. Kabullenilmiş bir his. Tıpkı eserin yazılış biçimi gibi. Sanki Yu Hua bunları yazmak zorundaymış gibi. Başına ne gelirse gelsin. Fugui de yaşamak zorunda, başına ne gelirse gelsin. Ama duygusuzca değil, boşlukta yüzüyor gibi değil. Bizim gibi değil. Her duyguyu, her hatayı kabullenir gibi. Ben olsam çoktan ölmüştüm diyorum.
Youqing için biraz fazla üzülmüş olabilirim.
Not: Depresyonda okumayın ve bir çırpıda bitiriniz.