Fazla hüzünlü bir kitabın trajik incelemesi
20. yy başlarından, sonlarına doğru akan Fugui’nin hayatı ;Çin’in değişimini ve bu değişimin köylü, şehirli ve askerler üzerindeki etkisini beraberinde getiriyor.Yu Hua gözümüze sokmadan, kahramanı yolsuzlaştırmadan, yorulmamış bir anlatı ile yapıyor. (Bahar Kılıç’ın dilimize büyük katkısını unutmadan, teşekkürler.)
Kitabı bitirince çok sinirlendiğim de doğrudur. Bütün kıyım kahramanın üstünden anlatılıyor dedim. Ama dönemi düşününce; insanların birbirini yediği sefaletlere kadar varan, kayıp birçok insanın, değersizleşen kültürün yanında bu kadar acı bile yetersiz kalabilir.
Kitaba geri dönelim! Yu Hua her ölümde bir bölümü bitiriyor gibi hissettiriyor insana ama bunu hikayeyi koparmadan yapıyor. Bağlama noktası yaşamaya devam eden, başına ne gelirse gelsin, yaşamak için bir yol arayan kahraman ile yapıyor. Düşünmeye vaktin yok! Yaşamak zorundasın diyor sanki. Sisifos gibi. Kabullenilmiş bir his. Tıpkı eserin yazılış biçimi gibi. Sanki Yu Hua bunları yazmak zorundaymış gibi. Başına ne gelirse gelsin. Fugui de yaşamak zorunda, başına ne gelirse gelsin. Ama duygusuzca değil, boşlukta yüzüyor gibi değil. Bizim gibi değil. Her duyguyu, her hatayı kabullenir gibi. Ben olsam çoktan ölmüştüm diyorum.
Youqing için biraz fazla üzülmüş olabilirim.
Not: Depresyonda okumayın ve bir çırpıda bitiriniz.
1967-1970 yılları arasında yazılmış, 12 öykü. Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sosyal hayatı, kadınların ruhlarını ve yaşantılarını işleyen öyküler.
Kitabı okurken her hikaye geçişinde sanki zamansal olarak bir devamlılık içerisinde ilerliyoruz gibi hissettim. Her hikayenin kahramanı bir öncekinin bir akrabası, tanıdığı gibiydi. Kadınların zaman ilerlese de benzer şeyleri yaşadıklarını, her neslin atadan kalma acıları yüklenip; yaşama karşı bir yol, kendine karşı bir anlamsızlık hali içerisinde didinmesini okuyordum. Gerçekçiliği hep dozajında tutup, ruhsal yönlerini bu kadar derin hissettirmesi bir kalem ustalığı. Haraç harici hepsi öykü uzunluğunda olduğunu düşünürsek Füruzan’ın dildeki inceliği yakaladığını görüyoruz. Bu yenik kahramanların, yenilgilerini hiçbir aldatma üzerine kurmadan kabul edişleri ve mekanın, zamanın içinde sürüklenişleri; bize ait olmayan bu dünyadaki sıkışmayı, yeniden bize göstermeleri; üzse de güzeldi.
Evde tek yeni şeyimiz yok. Olsa da her şey öylesine solmuş birbirine dönmüş ki, yeniyi koyabilsek o da eskir. / s.161
Alıntıdaki gibi… Bu hikayeleri yeni diye okusak da bizdeki eski bir ağrıyı anlatıyor gibi…
Üslup olarak, şiirselliğin de olduğu öyküler olsa da genel hatlarıyla gerçekçi ve doğal diyebilirim.
Lütfen okuyunuz!
Parasız YatılıFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 20195,2bin okunma
ben de öyle düştüm bir kez
hakikat çılgınlığımda aşağıya,
gün özleminden aşağıya,
—aşağıya,akşama, gölgeye çöktüm
bir hakikatten
bağrı yanık, susamış
-anımsıyor musun hâlâ, anımsıyor musun,sıcak gönül
nasıl susadığını?—
sürülmüştüm
tüm hakikaten!
Sadece deli! Sadece şair!