Bir kadın kendini hayatın içine sinsice sokulmaya ve ondan bir şeyler çalmaya zorlanmış hissettiği zaman hayatını asgari düzeyde sürdürmektedir. Hayatındaki “onlar” kimse, “onlar”ı dinlemeyerek hayattan bir şeyler aşırmaya bakar. Yüzeyde ilgisiz ve sakin davransa da, ne zaman çatlaktan ışık sızsa, aç benliği hoplamaya başlar, en yakın hayat biçimine doğru koşar, hemen sıvışır, tekmeler, çılgınca saldırır, sersemce kendi kendine dans eder, kendini tüketir, sonra da kimse gittiğini fark etmeden sürünerek tekrar karanlık hücreye girmeye çalışır.
Eğer yaratmak istiyorsanız, yüzeyselliğin, kısmen güvenliğinizi ve çoğu zaman sevilme arzusunu feda etmeli;en yoğun iç görülerinizi, en uzun menzilli görülerinizi düzene sokmalısınız.
“Ne sandınız, o zaman Tanrı vardı. Onunla aramıza dünya girmemişti… İlkokulu bitirmiştim. Ellerimde zafiyet bezeleri… Sınavı kazanmalıydım. Hiç yolu yoktu başka okumanın.”