1802 yılında bir gece gök bilimci William Herschel oğlu John Herschel ile kumsalda dolaşıyordu.
John : Baba hayaletlere inanırmısın?
Diye sordu
William : Elbette inanırım oğlum
John : Gerçekten mi? inanacağını düşünmezdim.
William : İnsan hayaletlerine inanmıyorum. Ama yukarı bakacak olursan oğlum gökyüzünün hayaletler ile dolu olduğunu göre bilirsin.
John : Yıldızlar mı?
William : Her yıldız bizim güneşimiz kadar büyük ve parlak bir güneştir. Güneşin bir yıldız kadar küçük ve soluk görünmesi için onu ne kadar uzak bir noktaya göndermek gerekeceğini bir düşünsene. Yıldızların ışığı herşeyden hızlı hareket eder ama bu hız sınırsız değildir, ışıkların bize ulaşması zaman alır. En yakındakiler için yıllar diğerleri için yüzyıllar söz konusudur. Bazı yıldızlar öyle uzaktır ki ışıklarının dünyaya ulaşması çağlar sürer. Bazıları ise ışıkları bize ulaşana kadar çoktan ölmüş olurlar ışıklarını görürüz ama cisimleri çok uzun zaman önce yok olmuştur.
John : yanılmış olabilirmisin baba göremediğimiz bir şeyin var olduğunu nasıl idda edebiliriz.
William Herschel kumsalda ki ayak izlerini göstererek. Bu ayak izlerini bırakan adamı gördün mü?
John : Hayır
William : Ama o kişinin var olduğunu biliyorsun.
Uzaya bakınca söndükten sonra bile ışığıyla hala bizi aydınlatan yıldızları görmemiz kaçınılmazdır.
Tıpkı hayatımıza ışık veren insanlar gibi.