Sağ taraftan yemyeşil bir tepe dizisi çamların bir metre kadar ötesinden ışıl ışıl akmaya başlamıştı. Dışarıda yavaş yavaş dünyanın en güzel akşamlarından biri oluyordu. Tepelerin ardındaki gök şimdi daha da alçalmıştı. Yer yer esmerleşen hava ara sıra indanın burnuna taze Helda elmeği kokuyordu. Yol dümdüzdü, gözün şoseyi kaybettiği dirsekte kırmızı bir çember gibi duran ufuk çizgisinden başka görünürde hiçbir şey yoktu. Ne ağaç ne de bir evin yıkık bacası, güzelim toprak yapyalnızdı.