Hürüce senin kerametine kurban olsun." "Hürü Hatun, Hürü Hatun," diye Anacık
Sultan elini onun omuzuna koydu, "benim de, bu ocağın da hiçbir kerameti yok,
keramet toprakta, ağaçta, suda, insanlarda, böceklerde, kuşlarda... İyi bak
şunlara..." Önündeki raftan koyu kırmızı bir şişe aldı, kapağını açtı, kokladı.
Ortalığa Hürü Ananın hiçbir zaman duymadığı, insanın içini okşayan incecik bir
koku yayıldı. "İşte bütün keramet bunda. Kırk yıldır ben bu işi iyi anladım.
Keramet sende bende değil, keramet toprakta, insanlıkta."