Bir gazete düşünün dönemin zihniyetinin tezahürü olarak "Markopaşa, Merhumpaşa, Malûmpaşa, Alibaba, Markopaşa ve Yedi Sekiz Paşa, Hür Markopaşa, Medet adlarıyla çıkmak zorunda kalmış olsun. Kapatılsın yeni isimlerle tekrar tekrar yayınlanmaya devam etsin.
Öyle ki "Marko Paşa" başlığının hemen altında "Yazarları, polis nezaretine(gözaltı) alınmadığı ve hapse girmediği zamanlarda çıkar" diye yazsın.
Dönemin siyasilerinin muhalifleri sindirme şekline mi güleyim yoksa gazeteyi çıkaran ve gazetenin yazarlarının bitmez tükenmez azmini mi takdir edeyim.
İşte ülkemizin kurtuluşunun 30. yıllarında ülkemizde böyle muhalif-çekemez bir atmosfer vardı(gerçi böyle bir atmosferin olmadığı bir zaman dilimi yaşanmadı bu topraklarda) ve kitabın muhtevasıda Sabahattin Ali'nin bu ortamda yazdığı yazılardan oluşmakta. Ben buraya iki yazısını bırakayım siz kitabın okunup okunmayacağına karar verin.
1.)
Bir gazete çıktı...
1947 yılında, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde, dünyanın en medenî şehirlerinden İstanbul'da , haftada bir defa, şu elinizde tuttuğunuz gazetecik kadar dört küçük sayfalı bir gazete çıktı. Bu gazete ancak 22 sayı çıkabildi efendim. Muhtelif fasılalarla, bazan neşriyatını durdurarak, bazan ara vermek mecburiyetinde kalarak, gecikerek,okunmayacak kadar fena baskı ile utanarak çıkmak suretiyle ve bütün bu mecburiyetlerden dolayı, çok sabırlı okuyucularının tahammülünü suistimal ettiğinden mahcup olarak ancak 22 sayı çıkabildi. Bu 22 sayı ile Türkiye'de baskı rekoru kırdı:60 bin basarak birçok para kazandı. Fakat kendisine, tahmin edilemeyen zorluklar çıkarıldığından, tek yolunda yürüyebilmek için, muhtaç olduğu teknik vasıtalara ve bunların insafsız ve korkak sahiplerine hayret edilecek yüksek fiyatlar ödeyerek, korkak ve aç gözlerini para ile doyurdu.Bu 22 sayıda,
%99.2 oranında kendini Müslüman olarak tanımlayan bir toplum yapısında, mahremiyete dair sınırların bu kadar aşınmış olmasını izah, çok kolay görünmemektedir.