İlk karşına çıkanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçma sapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. Demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. Geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü budalalık insan hakkıdır.
Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye sıkıştırsanız dahi bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
Israil'in kurulmasına, faşistlerin o savaş yıllarında Dachau, Buchenwald gibi fırınlarda işlediği suçların kefareti olarak izin verilmiştir. Dikkat ediniz, Batılının işlediği günahın kefaretini ben Doğulu ödüyorum. Sermaye Batıdan çıkıyor, ben üs veriyorum. Bu konuda da söyleyecek sözüm var. Olan bitenden anlaşılıyor ki, Islam ve Yahudilik arasına çekilmiş olan Hristiyanlık perdesi sayesinde benim asıl tehlikeyi görmem engelleniyor ve Araplar da bu yolla oyalandırılıyor.
Susuyordum.. Fakat dış dünya kafamda bir ates topu gibi koşmaya devam ediyordu.. Bu dunya gercekten var mı? Insanlar hala sinema kuyruğuna giriyorlar mı? Gülüyorlar mı? Bahcelerde oturuyorlar mı? Arabalar! Hala caddelerde ilerlemiyorlar mı? Satıcılar, bakkalar ve müzeler? ...
Bu yıllar geçer de tekrar dışarı cıkar mıyım? Yedi yıl, altı yıl, daha da uzunu: binlerce gün geçti, hala hüküm yediğim sürenin yarısı bitmedi. Biter mi bu süre? Bizim için yeni bir suç uyduramazlar mı? Hapiste bir beş yıl daha geçiremez miyim? Bunlardan herşey beklenir.
1880lere dek Amerikan ordusu Bulgaristan ordusu kadar küçüktü. Donanmanin deniz gücüne dair bir yetkilinin hazırladığı bir rapor sadece 50 geminin iş görebileceğini-nitekim bir filo 140 gemiden oluşur- ve bunların da yalnız 17sinin gövdelerinin demirle kaplı olduğunu söyler. Bu durum, içler acısıdır. O zamanda Abd zihniyetinde dunyanın herhangi bir yerindeki aptal savaslara katılma yönünde pek istek bulunmuyordu. 1885'te başkan Cleveland da buna isaret ediyordu; "Bu tarafsızlık politikasıdır; yabancıların kendi kıtaları üzerindeki kavga ve hırslarını paylaşmıyor ve onların buraya yönelik ihlallerini püskürtüyoruz."