"Neden tanıştık? Hangi rastlantı bu tanışmayı hazırladı? Ta uzaklardan gelip birbirlerine kavuşan ırmaklar gibi, geçtiğimiz yollar da bizi birbirimize ulaştırmış olacak herhalde."
eylülde geliyorsun
haziranda ayrılık oluyor bakışların
bazan umut ekiyorsun yollara
bazan karanlığa çekiyorsun ömrümü
bir kartalın, kanadı kırılan kelebeğe
dalgın bakışı gibi
bir yangının ağustos böceğini
ansızın yakışı gibi
yakarken yüreğimi
gittikçe büyüyen çığlıklarıma
nasıl böyle sessiz kalabilirsin
Kalbindeki sıkıntıyı, düğümü çözmen seher vakti edeceğin bir âh'a (duaya) bakar. Ve verdiği örnek çok çarpıcıdır; Gonca, ancak seher vakti sabah rüzgarının verdiği ilhamla Gül'e dönüşür.
Güzel olanı sev, elde ettikten sonra sıkıl diyordu.
Yenisini bul; daha iyisini, daha güzelini, daha zenginini...
Televizyonlar bize bunu öğretmişti, dizilerde oyuncular böyle sevdaları anlatıyordu.
Çıkmaktı adı, yöntemi de onunla olmazsa ötekiyleydi.
Sokaktaki reklam panoları bize ne anlatıyordu?
"güzeli sevmeyi" güzel sevmeyi değil.
"zengini sevmeyi" zengin yürekliyi değil.
"itibari olanı" takvalı olanı değil...
/Alıntı