Dünya bitti, diyecek bir gün zamanın sahibi,
Gövdem bir yaşama acısı, geleceğim yanına Taşa, toprağa, ota, böceğe
Karışa dönüşe yeniden başlayacağız hayata..
Herkese selamlar. Öncelikle zülfü livaneli beni gerek romanlarıyla gerek müzikleriyle etkileyen biridir. Bir kitapta Adını görmem okumam için yeterlidir. Daha önce birçok kitabını okudum ve çok sevmiştim. O yüzden son adaya karşı beklentim büyüktü. Şimdi okuma deneyimimi paylaşayım.
Son ada yazarın ütopya olarak adlandırdığı bir hayat hikayesini anlatıyor. Ama benim için i
Ütopya kelimesini tam karşılamadı ada hikayesi. Çünkü bu ada ulaşılması mümkün olmayan bir hayal değil ve
Yaşananlar ise sıradan hayatlar. Satılık onlarca el değmemiş adalar her yerde mevcut. Gelelim kitabı beğenmeme sebebime : benim için zülfü livaneli biz demek. Bizden demek. Ama ben baştan sona kitabı okurken acaba çeviri bir kitap mı okuyorum ya da kitap İngilizce yazıldı sonra Türkçe mi basıldı diye sorguladım. Maalesef kitap dil olarakta konu olarakta bizim hikayemiz değil. Anlatımda da yavanlık çok farkediliyor. Konular birbirine iyi bağlanmamış geçişler basit ve hızlı olmuş. Önemli diyeceğimiz olaylar ise 3, 4 satırla geçiltirilmiş. Edebi olarak basit anlatım tercih edilmiş. Okuması kolay erken yaşlarda okunabilecek düzeyde. Ben konu olarakta anlatım olarakta beğenmedim. Diğer kitaplarının yanında maalesef çok vasat buldum. Saygılarımla
“Şimdi dünya herkesten yapılmış bir gönül yorgunluğu. Şimdi dünya soğuk. İnsan büyüdükçe bir bir ayrılıyormuş sevdiklerinden. İnsan güzellikten önce korkuyu görüyormuş. Şimdi dünya eşiklerde bir salkım gözyaşı. Kimse odalara sığmıyor. Yollar bir yalnızlık ıslığı. Herkes topuklarında bir tomurcuk arzusuyla uyuyor. Şimdi dünya başsız sonsuz bir alın çizgisi. İçinde bütün kadınlardan bir anne. İçinde bütün babalar sigara dumanı. Sen bir basma entarisin ki gittiğin her yer eteklerinde çiçekleniyor. Gülmüyorsun da gökyüzü yıldızlarını döküyor üstümüze. Kömür kokularını sevdiğim kadın, sen ne zaman büyüdün. Ne zaman bütün şarkıların kederi oldun. O yoksulluk içinde bizi ne zaman doğurdun. Nasıl sevdin bu kadar yalan insanı. Köpükler, gamzeler, menevişler… ölümü nerende sakladın.
Şimdi dünya evlerde bir ayrılık ayini.”