Kuşkusuz aşkımız yerinde duruyordu; ama yalnızca artık kullanılmaz durumdaydı; taşınması güç, içimizde bir taş gibi kımıltısız, cinayet ya da mahkumiyet gibi kısırdı. Geleceği olmayan bir sabırdan ve inatçı bir bekleyişten başka bir şey değildi artık.
Peki bu sevdiğinden ayrı düşmüş insanlar neye benziyordu, diye sorulabilir. Eh, bunun yanıtı basit; hiçbir şeye benzemiyorlardı. Ya da, şöyle de diyebiliriz, herkes gibiydiler, tümüyle genele uygun bir havaları vardı.