“Buradaki her şey çürük kokuyormuş gibi geliyor bana, fazla olgunlaşmış meyvelerdeki gibi bir çürümüşlük kokusu bu. Bu korkunç doğum, çiftleşme ve ölüm düzeneği, Yunanların miasma, yani kirlilik dedikleri hayatın bu ürkütücü kargaşası başka hiçbir yerde aslında bu denli vahşi olmasına karşın güzel görünsün diye bu kadar allanıp pullanmamıştır herhalde. ”
İnsandan daha düşük diye sınıflanan bir düşman yok edilebilir. Tüm toplumsal eylemler, sınıflandırma şemalarıyla kütüphane katalogları, organizasyon şemaları ve üniversite bölümleri gibi açık bir şekilde for müle edilseler de edilmeseler de, belirlenen sınırlar boyunca akar. Tüm hayvan yaşamı bilinçdışı bir ontolojinin çerçevesine uyar. "Fil adam" ya da "kurt çocuk" gibi canavarlar bizi dehşete düşür ve cezbeder, çünkü bizim kavramsal sınırlarımızı çiğnerler:' Belli kategoriler tüylerimizi ürpertir, çünkü kategoriler arasına sızarlar
Voltaire, "köylülere okumayı öğretmemek daha iyi" demişti; sonuçta birilerinin de tarlaları sürmesi lazımdı!
Bunun sapkınca bir fikir olduğunun farkındayım. Üstelik siyaseten de yanlış. Kraliyet metreslerinin ve 'grandes dame'ların (güçlü konuma sahip kadınlar) salonlarda nüfuz sahibi olmasına müsaade edilse de, asıl odak erkeklerdi. Seçkinci, Voltaireci ve hiç şüphesiz Parisli bir fikirdi bu.
ENFLASYON ÇAGINDA YAŞIYORUZ: Para enflasyonu, derecelendirme enflasyonu, tavsiye mektupları enflasyonu, şöhret enflasyonu ve düşünce enflasyonu.
Kolları dört bir yana uzanan bu şişirdikçe şişirme hali, modern siyasal kültürümüzün köklerindeki hareket anlayışını da etkisi altına aldı; çünkü bizzat hareket de onu ortaya çıkaran insanlar tarafından tanınamayacak kadar büyük bir boyuta ulaşana kadar şişirildi.