Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İbn Mes'ud (0.32/653) ve İbn Abbâs'dan (ö.68/687)47 nakledildiğine göre onlar, "kendine sorulan her meseleye fetva veren kişi deli (mecnun) olmalıdır." demişlerdir.
Tabiún alimlerinden Şa'bi (0.103/721), el-Hasen el-Basri (0.110/728) ve Ebi Hasîyn el-Esedî'den (ö.127/744) de, çevrelerinde kolayca fetva verenlere karşı, şu sözler nakledilmiştir: “Size bir şey sorulunca hemen fetvå veriyorsunuz. Şayet soru Ömer'e gelmiş olsaydı Bedir'e katılanlan başına toplardı. "
Ayrıca Ebû Hanîfe'nin (ö.150/767), “ilmin kaybolması konusunda Allah korkusu olmasaydı, fetvâ vermezdim. Faydası (mehne') fetvâ alanın oluyor, yükü de bize kalıyor." sözü de bu duyarlılığın bir başka ifadesidir.
"Sizin ateşe en cüretli olanınız, fetvâya en cüretli olanınızdır."(Dârimî)
Bu yüzden, fetvâ verecek yeterliliğe sahip olan bazı sahabîler dahi, sorumluluktan çekinerek, bu görevi başkasının üstlenmesini arzu etmişlerdir. Nitekim Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın (ö.148/765) şu gözlemi bunu çok güzel bir şekilde yansıtmaktadır: "Rasûlullah'ın, ashabından yüz yirmi kişiye ulaştım. Onlardan birine bir şey sorulunca, biri diğerine, o da başkasına gönderirdi. Sonunda soru ilk gönderene tekrar gelirdi.' »
Yine tâbiûn âlimlerinden Atâ b. es-Sâib'den (ö.136/753) nakledildiğine göre o, "ben öyle insanlara (sahabe) yetiştim ki, onlardan birine bir şey sorulduğunda, titreyerek konuşuyorlardı." demiştir.