Napolyon, eski barışsever Çin'de değil, Fransa'da yetişmiştir. Rusya ise direnişsizliğin havarisi sayılan Tolstoy'u yetiştirmiştir. Bunun tersi de görülmemiştir. Her zaman, her yerde, hep aynı şey olmuştur. Almanya'yı I. Dünya Savaşı'na sokan II. Wilhelm değildir; Almanların savaşçı, zorba ruhu Bismarcklarda, Wilhelmlerde, Hindenburglarda, Ruhrbachlarda bir ifade biçimi bulmuştur. Eski Roma'yı Neronlar, Karakallalar, Komodlar yıkmamıştır. Ancak, her şeyde ihtiras sahibi İspanya, Loyola'yı; Almanya ise Krupp'u yetiştirmiştir. Her millet, iktidar mekanizmasının başına ya kudretli ya da önemsiz kişileri geçirir. Bu kişilerden herhangi birinin işbaşına gelmesi, milletin ahlaki seviyesi, yaşamına bağlıdır. Millette var olan iyi bir şey var mı, yok mu ya da iyi şeyler bir millette toplanıyor mu? Milletin aklı, iradesi, vicdanı gelişme gösteriyor mu yoksa yozlaşarak zehirleniyor mu? Bayağı, sefil bir hayat sürerek yok olup gidiyor mu? Burada her birimizin yaşamının özelliği ve çalışma şekli ele alınıyor. Biz kendi ülkemizde neler yapıyoruz? Milletimizin geleceğinde nasıl bir rolümüz var?