İbrahim Bursevi

İbrahim Bursevi
@Ibrahim171
Vaktini senden nefret edenden, nefret ederek geçirme
Savaş ve Barış romanının yazarı Lev Tolstoy, eğer Thomas Carlyle'ın kahraman-yıldırım benzetmesini kabul etmiş olsaydı, muhtemelen şöyle derdi: Evet, büyük adam bir kahraman ya da yıldırım olabilir; ama halk kitlesi ne bir kil tabakası ne de bir saman yığınıdır. O yıldırımı meydana getiren de yine milletin kendisidir. Ne zaman ki bulut kümesi bir elektrik yükü oluşturur, yıldırım da o zaman kendiliğinden oluşur. Eğer bulutlar elektrikle yüklü değilse, hiçbir zaman şimşek veya yıldırım oluşmaz. Bulut yalnızca nemli bir buhar olarak kalır. İşte milletler de böyledir. Eğer bir millet büyüklük, kahramanlık özelliklerini taşıyorsa ondan yıldırımlar doğar, kahramanlar çıkar; eğer halk kitlesi yalnızca nemli bir buhar yığınından oluşuyorsa, hiçbir güç ondan yıldırım çıkartamaz.
Reklam
Napolyon, eski barışsever Çin'de değil, Fransa'da yetişmiştir. Rusya ise direnişsizliğin havarisi sayılan Tolstoy'u yetiştirmiştir. Bunun tersi de görülmemiştir. Her zaman, her yerde, hep aynı şey olmuştur. Almanya'yı I. Dünya Savaşı'na sokan II. Wilhelm değildir; Almanların savaşçı, zorba ruhu Bismarcklarda, Wilhelmlerde, Hindenburglarda, Ruhrbachlarda bir ifade biçimi bulmuştur. Eski Roma'yı Neronlar, Karakallalar, Komodlar yıkmamıştır. Ancak, her şeyde ihtiras sahibi İspanya, Loyola'yı; Almanya ise Krupp'u yetiştirmiştir. Her millet, iktidar mekanizmasının başına ya kudretli ya da önemsiz kişileri geçirir. Bu kişilerden herhangi birinin işbaşına gelmesi, milletin ahlaki seviyesi, yaşamına bağlıdır. Millette var olan iyi bir şey var mı, yok mu ya da iyi şeyler bir millette toplanıyor mu? Milletin aklı, iradesi, vicdanı gelişme gösteriyor mu yoksa yozlaşarak zehirleniyor mu? Bayağı, sefil bir hayat sürerek yok olup gidiyor mu? Burada her birimizin yaşamının özelliği ve çalışma şekli ele alınıyor. Biz kendi ülkemizde neler yapıyoruz? Milletimizin geleceğinde nasıl bir rolümüz var?
Zikir mi Tefekkür mü öncelik?
Kul, nefs ve şehvet bağının etkisinden kurtulmamıştır. Dünyâ, makâm ve hayât sevgisi ile dünyada dâimî kalma arzusu gönlünde bâkîdir. Bu hâl içindeki bir şahsın tefekkürü, karanlık ve yağmurlu bir gecede yolu bilmeyen kişinin yürümesi gibidir. Çıkıp doğru yolda gidemez. Nâdiren doğru yolda gitse bile "nâdirin hükmü yoktur". Ayrıca onun tefekkürü gönlü açmaz. Çünkü o mertebeye ve makâma henüz ulaşmamıştır. Bu yüzden onun zikirle uğraşması, tefekkürden daha iyidir. Zîrâ zikir kalbi yumuşatır ve nurlandırır. Kulun gönlündeki düşünce kilidini ve hâlini açan da zikirdir. Hakk Teâlâ: "Evlere kapılarından giriniz!"(Bakara 189)buyuruyor.
Sayfa 107
Hz. Peygamber (a.s) öfkeli bir kişiye rastladığında, ona “Eûzü bi'llâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm (kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım)" diyerek öfkesini gidermesini söylemişti. Bu, bahsi geçen şu konuya işârettir: Öfke âteşi, gâfil ve aklı karışık insanlara şeytanın attığı bir şeydir. Ayrıca şuna da işâret etmektedir: Öfkesinden dolayı bir kimse kınanamaz. Çünkü Hz. Peygamber, öfkesinden dolayı o kişiyi tenkîd etmemişti. Öfkeyi eûzü ile tedavi etmek gerekir. Bir kişi öfkesini bu yolla gidermezse, bu kişi o zaman dînen kınanır. Hz. Peygamber o dostuna öfkeyi gidermenin yolunu da öğretmiştir. Buyurdu ki: “Eğer ayakta isen otur, oturuyorsan yat, uykulu isen abdest al ya da yıkan. Çünkü öfke ateştir, ateşi de su söndürür."38 Bu noktayı destekleyici mâhiyette Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.”³⁹ Öfke kınanmaz, öfkeyi gidermeye çalışmamak kınanır. Çünkü bu, şeytanın özelliğidir.
CANLI KİMDİR VE HAYAT NEDİR? Allah Teâlâ seni, sevdiği ve râzı olduğu şeylerde muvaffak kılsın, Canlı kimdir ve hayat nedir?" diye sordun. Cevap: Allah muvaffak etsin! Bilesin ki, basîret ve yakîn ehline göre "canlı", avunup tesellî olan kişidir. “Hayat” da avunmak ve teselli olmaktır. Yedi kat gök ve yerin mahlûkâtı, tesellî ve huzur bulma konusunun özünde hemfikirdirler. Ancak tesellî olma ve huzur bulma yerleri farklı farklıdır. Herkesin kendi makâm ve durumuna göre bir tesellî yeri vardır. İnsan onun varlığı ile huzur bulur, rahatlar ve sâkinleşir. Onu kaybettiği zaman muzdarip ve huzursuz olur. Onunla rahatlayıp gönlü sıkıntıdan kurtulduğu için Hakk yolunun yolcuları olan peygamberler şöyle demişlerdir: "Falan kişi, falan şeyle canlıdır, onunla yaşamaktadır." Bu, canlıyı ve hayâtı tanımada genel bir kâidedir.
Hayata Dair