Artık dönülmesi imkansız olan o hayatı, hayatını gömmüş bir ölü haliyle görüp hüzünlendi. Niçin ya Rabbim, niçin artık o hayat ölmüştü? Hem de bir daha gelmeyecek şekilde?... Niçin bir daha mümkün değildi? Bir kere mi olacaktı? Böyle hayatı sevdiren, her şeyi güzel gösteren o hayat, o büyük neşe... Artık onlar bitmişti, öyle mi? Bir zaman gelip bağlılık ve sevgiyle birlikte sevileni artık mutlu edememek, ona yetmemek düşüncesi, onu eleme düşürüyordu, suçu asıl kendisine bularak ara sıra taşıp Süreyya'yı haksız bulduğu için kendisinin haksızlık ettiğini görüyordu; sonra kendisi de suçlu olmayıp, suçun olaylarda, yönetimi kimsenin elinde olmayan hayatta olduğunu bininci defa görüp anlamaktan doğan bitkinlikle yeniden yaşamak, daha yaşamak, arzularının imkansızlığı önünde yaşayıp geçmiş olmak, yeniden o genç kalple, genç emellerle o yıllar gibi yaşamak azabıyla güçsüz kalıyordu. Demek bitmiş, onun için artık her şey bitmişti; demek artık kesinlikle karar vermek gerekecekti yıllar, hep çoğalan bir usanç güçsüzlüğüyle geçerek, yaşamak bir gün onu çürütecekti! Hem de yaşamamış olarak, henüz yaşamak üzere olduğu sanılırken... Her şey bitmişti, öyle mi?
Sonra Necib'e bakarak düşünüyordu ki, o önünde böyle birkaç mutluluk yılı olan bir gençti ve bunun için memnun oluyordu. Necib'e karşı duyduğu bağ, onun böyle bir mutluluğa aday olmasıyla kendisini memnun ediyordu. Fakat onun da korktuğu gibi bir eşe düşmesi ihtimali düşüncesiyle uğraştı ve bunu bir güçlü iyi niyetle giderip, karı koca onları uygun ve mutlu görünce, bir gün gelip onların da emellerini, arzularını, gençliklerini elden kaçırıp yorgun, bıkkın kalacaklarını, kokuları, renkleri, bütün bol verim ve sevinciyle coşan baharın yerini bile mutlaka bir gün, renksiz bir hüzün ve sıkıntının alacağını, her şeyin yok