Mine Urgan Sonsözden Alıntılar 9
Sineklerin Tanrısı, İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre
sonra, bu savaşta yıllarca çarpışan insanların birbirlerine nasıl
kıydıklarını kendi gözleriyle görüp, birçok umutlarını yitiren
biri tarafından yazılmıştır. Ne var ki, kimi eleştirmenlerin
sandığı gibi, Golding’in tüm insanların doğuştan kötü
olduklarını savunduğu, umarsız ve kapkara bir kötümserliğe
kapıldığı söylenemez gene de. Golding, insanların tümüyle
kötü olduklarına değil, dış dünyada da, insanların iç
dünyasında da iyilikle kötülüğün, aydınlık güçlerle karanlık
güçlerin çarpıştığına inanır aslında. Bu kitapta, ancak Simon
yüzde yüz iyi ve ancak Roger yüzde yüz kötüdür. Her insanda
olduğu gibi, öteki çocuklarda da hem iyilik bulunur, hem
kötülük. Ralph ile Domuzcuk’un kötü yanları, Jack’ın da iyi
yanları vardır. Şu farkla ki, Ralph ve Domuzcuk’ta iyilik ağır
basar, Jack’ta ise kötülük. Gerçi çocukların çoğu Jack’tan
yana çıkar ama bunun gerçek nedeni yaratılıştan kötü oluşları
değil, sadece güçsüz olmalarıdır. Çocuklar Ralph’ın yanında
kalıp, barınakların yapımında uğraşmak ya da Domuzcuk’un
akıllı sözlerini dinlemek gibi can sıkıcı işlere katlanamazlar. Yüzlerini boyayıp eğlenebilmek için, ava gidip domuz etiyle
karınlarını doyurabilmek için, büyüklerden öğrendikleri savaş
oyunlarına heveslendikleri için ve her şeyden fazla
canavardan korktukları, onları koruyacak birini aradıkları için
Jack’a boyun eğerler, kabileye katılırlar.
Çocukların güçsüzlüğünden ve korkularından yararlanan
Jack’ın zorbalığı öylesine korkunç boyutlara varır ki, avladığı
domuzun başını canavara sunduğu gibi, Ralph’ı da avlayıp,
başını iki ucu sivriltilmiş bir değneğe geçirerek canavara
sunmak ister. Sineklerin Tanrısı tamamıyla egemen olmuş
gibidir çocuklara. Ne var ki, kitabı bitirip de,