Sineklerin Tanrısı Sonsöz Mine Urgan Alıntılar 3
Bu denizkabuğundan tüm adada duyulan bir ses
çıkarabilenin doğuştan bir önder olduğunu sezmişçesine,
çocuklar oybirliğiyle Ralph’ı şef seçerler. Bu karara karşı
çıkan tek kişi Jack’tır. Denizkabuğunu eline almadan
konuşmak isteyen, seçim yapılmadan şef olması gerektiğini
küstah bir gururla açıklayan Jack’ın bir bakıma hakkı vardır;
çünkü Ralph doğuştan bir önder olduğu gibi, Jack da
doğuştan bir önderdir. Şu farkla ki, Ralph eşitliğe, sevgiye ve
anlaşmaya inanan, iyiliğe yönelik bir önder; Jack ise
kendinden başkasını hor gören, zorbaca bir baskıya inanan,
kötülüğe yönelik bir önderdir. Jack görülür görülmez, onun
küçük bir faşist, çekirdek halinde bir başbuğ olduğu hemen
anlaşılır. Jack, katolik bir kilisenin korosunda şarkı söyleyen
çocukların başıdır. Şimdi yapılan seçimde Jack’a istemeye
istemeye oy veren koro üyelerinin, öteki çocuklarınkinden
farklı acayip üniformaları vardır: Gümüşle süslü dört köşe
şapkalar, üstüne gümüş renkli bir haç işlenmiş, yerlere kadar
uzun kapkara pelerinler giyerler ve askerler gibi, ikişer ikişer,
düzenli adımlarla yürürler. Sıcaktan ve açlıktan bitkin
oldukları halde, onlara yere oturma iznini bile vermeyen
Jack’ın sözünü dinlemek zorundadırlar.
Zorbalığa dayanan üstünlüğünü bu adaya gelmeden önce
koronun başıyken kuran Jack, ileride göreceğimiz gibi,
güçlendikçe zorbalığı da artırır; Leigh Lodson’un dediği gibi
küçük bir Hitler’mişçesine davranmaya başlar: Ona hizmet
etmedikleri, sadece meyve yiyip oyun oynadıkları, geceleri de
korkudan ağladıkları için, altı yedi yaşındaki küçükleri,
yaşamaları gereksiz yaratıklar sayar... Aklına esince, kulu
kölesi haline gelen çocukların elini kolunu bağlatıp, hiçbir
neden göstermeden onlara dayak atar; faşistlerin şatafatlı törenlere