Seninle külahları değişeceğiz, dedi. Yedi yaşına gelen oğlunun artık okula gitme zamanının geldiğini bilmiyor muydu Sedlak. Kadın ters ters, oğlumun kaç yaşında olduğu, nereye gitmesi gerektiği seni hiç ilgilendirmez deyince, Wondrak pantolonunun kemerini sıktı, geniş yüzünde bir devlet memurunun tehditkår asaletinin gölgesi belirmişti, derken son derece kendinden emin bir şekilde belediye kâtibi olarak, ona inatçılığın ne demek olduğunu göstermeye karar verdi. Acaba Sedlak ilk öğretim yasası diye bir şey duymamış mıydı, iki yıl önce o pahalı okul binası niçin inşa edilmişti bilmiyor muydu acaba. Derhal belediye başkanının yanına gitmeliydi, o kendisine, Hıristiyan bir çocuğu, imparatorluk devleti Avusturya'da çok sevdiği ineği gibi büyütemeyeceğini iyice belletirdi. Eğer yine de istemezse, hapishanede kendisi için de bir yer vardı, çocuğunu da elinden alırlar ve bir yetimhaneye verirlerdi.
Kendi çirkin vücudundan başka hiçbir şeyi olmayan Sedlak'ın bir şeyi vardı artık. Kendisinden sonra da yaşayacak, ona muhtaç, ona ihtiyaç duyan bir canlı yaratmıştı. Bu beş ay boyunca Ruzena Sedlak çok mutluydu. Çocuk sadece onunla büyüyor ve kimse tarafından bilinmiyordu: Bu iyiydi. Babası yoktu: Bu da iyiydi. Dünyadaki hiç kimse onun varlığından haberdar değildi: Bu daha da iyiydi. Böylece çocuk tamamen ona, yalnızca ona aitti.
İşte bu nedenle Ruzena bebeğinin hem vaftiz edilmesi hem de kaydedilmesi gerektiğini söyleyen resmi dairenin gönderdiği zavallı Wondrak'ı büyük bir öfkeyle karşılamıştı. Köylülere has o garip hırsıyla ve anlaşılmaz bir dürtüyle, çocuğunun varlığından haberdar olunursa, onun elinden alınacağını düşünüp korkmuştu. Şimdi ona aitti, sadece ona, fakat resmi olarak kaydedilirse belediye başkanı, devlet onu şu aptal defterlerden birine kaydederse o zaman bebeğinin bir parçası devlete ait olacaktı. O zaman devlet onu boyunduruğunda tutacak, onu çağıracak, ona emredecekti.
Şimdiye kadar hiç kimseye söyleyemediklerini, hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyleri birbirlerine anlatıyordu bu iki yalnız insan, oysa birbirlerini doğru dürüst tanımıyorlardı bile. Fakat birinin yüreğinden kopan çığlık diğerinde karşılık buluyordu, çünkü onların acıları akrabaydı.