Aa

Cengiz Han, kendisini uzaktan izleyen kezekul ve ya­savullarla yoluna devam etti. Kendi düşüncelerine dalı­yor, arada bir çepçevre ufka göz gezdiriyor, dünyayı fethe çıkan binlerce askerinin hareketini dikkatle izliyordu. Bunlar ona yürekten bağlı idiler, onun planlarını uygu­lamak, emirlerini yerine getirmek için yanıp tutuşuyor­lardı. Sanki insan değil de, dizgin tutan elinin parmakla­nydılar. Aslında onların da her biri onun kadar güçlü ol­mak istiyorlardı içlerinden.
Reklam
Cengiz Han da gençliğinde, henüz Temuçin olarak anıl­dığı yıllarda, komşu aşiretlerle amansız savaşlarda bulun­muş, bunun acısını da pek acı bir şekilde çekmişti: Bir baskın düzenleyen Merkitler, onun sevgili karısı Börte'yi kaçırmışlardı. İşte bundan dolayı Han olur olmaz, ilk iş olarak kardeş kavgalarına son vermeye çalıştı. Buna hiç izin vermedi, zaaf göstermedi. Çünkü kardeş kavgası devletin gücünü sarsıyor, bütünlüğü bozuyordu.
Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı .. ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da devlet olmadan yaşaya­mazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmelidirler. Her şey buna bağlı!
Politi­kada, esen havaya göre hareket etmek gerekirdi. Fikirler çatışmasında küçük bir nokta, düşmana öldürücü bir darbe indirmeye yeterdi bazen.
Bir keresinde, bir sorgulama sırasında yani, bir milliyetçi bana ne dedi biliyor musu­nuz? "Bize yaptıklarınızın hiç önemi yok, dedi, nasıl olsa tarih sizi mahkum edecektir ve siz şeytan gibi lanetle anılacaksınız", dedi. Yaa, böyle dedi bana ... - Herif orada beynine kurşunu haketmiş! dedi Tan­sıkbayev öfkeye kapılarak ve ayağa kalkarak. - Evet, ben de beynine bir kurşun sıkabilirdim, ama bilgi almak için ona ihtiyacım vardı. Cevabını verdim tabii: "O mahkumiyet olmadan sen yeryüzünden çoktan silinip gitmiş olacaksın it herif", dedim. "İt ürür, Stalin kervanı yürür!" dedim ... O sefil milliyetçiye şıp diye verilen bu cevap sofrada­kilerin çok hoşuna gitti, alkışlarla hep birden kadehlerini ellerine alıp ayağa kalktılar, bir ağızdan "Stalin'in şerefi­ne!" diye bir dikişte bitirdiler kadehlerindeki içkileri. Böylece, söylenen sözlerin doğruluğunu kabul etmiş, birbirlerine olan bağlılıklarını da kanıtlamış oldular.
Reklam