Aa

Sıdkı Bey- Oğlum! Zihnin büyük hayâllere kaçıyor. Ben güçsüz kulum. Burada görevimi yerine getirmekten başka bir şey yapmadım. İslâm Bey - Her görevi yerine getirmek o kadar kolay bir şey midir? Herkes seni önünde görmemiş olsaydı, acaba kaç kişi görevini yerine getirmeye çalışırdı? Sıdkı Bey - Sen de mi halkımızı bilmiyorsun? O gayret milletin kanında var. Herkes anasından o vatanseverlikle doğuyor. İslâm Bey - Ben o sözüne belki senden çok inanırım. Ancak, siz de bu milletin hep bir örnek görmeye, hep önünde bir büyük adam bulmaya muhtaç olduğunu inkâr edemezsiniz a? Sıdkı Bey - Muhtaçtır. Fakat kendini muhtaç sandığı için muhtaçtır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İstenen bir bebek miydiniz?" psikoterapide artık sık sorulan sorulardan. Çünkü istenip istenmediğini fetüsün yaşamaya başladığı andan itibaren bildiğini ve istenilmemeye karşı duyarlı olduğunu biliyoruz. "Hayatta kalma içgüdüsü" (survival instinct) her canlının içinde; nitekim anne-baba tarafından sevgi ve kabule hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuzu sezmemiz de bu içgüdüden kaynaklanıyor. İstenilmeyen fetüs "Hayatta kalmalıyım. Bir yolunu bulmalı ve ne olursa olsun yaşamımı idame ettirmeliyim," tepkisini geliştiriyor. Alice Miller, istenmeyen çocukların büyüdüklerinde de kendi yaşama ihtiyaçlarından hep korktuğunu, bedenlerinde o eski korku ve gerginliği gizli ve bastırılmış bir algı olarak barındırdıklarını anlatıyor.
Konrad Lorenz, doğduğunda ilk gördüğü şey kırmızı çizmeler olan ve bu çizmelerle duygusal bağ geliştiren, her yerde bu kırmızı çizmelerin peşinden giden kazın hikâyesini anlatır. Kim olurlarsa olsunlar, bize ne yaparlarsa yapsınlar anne-babalarımızı sevdik ve hem onlar hem toplum tarafından zalim bir ihanete uğradık. Acımız, kötü bir evlat olmaktan değil, anne-babalarımıza kırgınlıklarımızı meşru kabul edememekten, onlara karşı olumlu hislerimizin yanında olumsuz olanları da dürüstçe, suçluluk duymadan sahiplenememekten geliyor. Bunu göremediğimiz sürece çocuklarımızı da aynı şekilde suiistimal etmeye, problemi onlarda bulmaya devam edeceğiz.
Koşulsuz seven ve affeden, sınırsız hoşgörüsü olan, yerleşik kabulün aksine anne-baba değil, çocuktur. Çocuk anne-babasını anne-babası ona nasıl davranırsa davransın sever ve zaten çocuğun dramı da buradadır. Anne baba, ne yaparsa yapsın çocuğun onu bir şekilde sevmeye ve saymaya devam edeceğini, affedeceğini içten içe bildiği için böyle rahattır. Alice Miller "Ana-babanın çocuğa bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığı kötü muamele, çocuğun sevgisi sayesinde meydana çıkmaktan korunur." diyor.
Psikolog Tuğba Korkmazın dediği gibi, "Anne olunca, insanın bütün travmaları, kompleksleri, zaafları, geçmiş kırıklıkları ayna gibi karşısına çıkıyor."