Hani Efendim söylerdi mübarek "Önce yoldaş sonra yol "diye. Biz yolumuzu kaybetmişiz.Kaybetmişiz ya, arkadaş belasına. Demek bizi yaramaz adamlar yanlışa götürmüş. Aynen öyle, hakikat.
Hah ne diyordum, cahillik işte. İçerdim. Çok içerdim. Nasıl diyeyim sana? Ortadan yok olayım diye, kaybolayım diye içerdim sanki. Hayret bir şey. Demek ki vücut sağlammış. Yoksa benim içtiğimi bir deveye içirsen cartayı çekerdi.
İşte kitaplarını suya attı.
Efendi'nin dediğini yaptı.
Şimdi her neyse kendini gelip bulacak olan veya her neyse kendinin gidip bulacağı olan.
Onu gidip bulmalı.
"Bilmek"le "bulmak"ın aynı kökten geldiğini söyleyenler var. O çok şey "biliyordu" ve çok şey "bulmuştu".
Ama... İşte gidiyor. Çalışma odasının kapısını kilitledi gidiyor. Kitaplarından ayrıldı gidiyor. Ölmeden öldü sanki zehir içti. Tekkeye vardığında Efendi'nin sır olduğunu söylediler.
Geç mi kalmıştı?
Hayır. İçinde aynı anda hem ferahlık hem sıkıntı duymuştu.
Ferahtı çünkü bir adım atmıştı.
Sıkıntılıydı çünkü yeni bir bekleyişin kapılarını açmıştı.