İmrenirlerdi bana, öyle sanırdım.
Parlak bir kariyerim oldu.
Kariyerim.
Hep baraber gülümseyelim. Kaç para eder? Yazılanlar nere gidiyor?
Müşterisi olmayan bir meta mı üretiyorum? Bunca etüt, bunca fiş, bunca emek. Çoktandır sanki kendim yazıp kendim okuyorum...
Arşivde bir vesikaya raslayınca, unutulmuş bir kütüphanenin tozlu raflarında gözlerden ırak kalmış fersude bir cilde uzanınca, satır aralarında yepyeni bir söze, bilinmeyen bir belgeye kavuşunca içime ılık ılık bir şeyler akardı. Bunları ben buldum ben yazdım diye görenirdim.
Şimdi sen de kalkıp lütfen Efendi’den yana çıkma. Kitaplarıma kıyma. Zahir-batın ayrımına dalma. Kitaplar beni bir yerden aldı, bir yere getirdi. Burası muhakkak. Lakin nereye getirdi? Bunu sana nasıl anlatayım? Bu konuda bir tebliğ hazırlayabilirim, alışkınım. Bir kongrede okuyabilirim. Hıh.. Kongreymiş...
Kitaplar.Evet, kitaplar hep var. Tanpınar, aziz dostum, biliyor musun son günlerde kendime hep şöyle hitap ediyorum:
- Ey çok kitaplar okuyan... Yunus' un bir mısrası galiba. Anlamışsındır.