Eski Roma'da bir imparatorluk ordusu savaşa yürüdüğü zaman girişime şanssızlığın bulaşmaması için karmaşık bazı törenlere başvurmak gerekiyordu. Bunların en önemlilerinden biri, ordunun bir tören kemerinin altından geçmesi, bu arada tanrıların ve en başta iyi başlangıçlar tanrısının korunmasının dinlenmesini gerektiriyordu. Kentin içinde bir sürü benzer kemer altları vardı ve bunların çoğu duvarlarla veya binalarla bağlantılı olmayıp, serbestçe ortada duruyordu. Plastik bir amaçtan yoksun görünmeleri simgesel fonksiyonlarını vurguluyordu sanki. Bunun gibi, bir rahibin ya da politikacının içine girip çıkacağı uygun bir dekor sağlamak üzere küçük binalar da bazen inşa ediliyordu.
Bu binaların en itibarlısı Forum'un kuzeyine düşen küçük bir kutsal yapıydı. Basit çizgili bir dikdörtgen biçimli binanın doğu ve batı duvarlarında çifte tunç kapıları vardı. Doğan ve batan güneşe bakan bu kapıların anlamı, bir girişimin iyi başlamasının arzu edilmesi kadar başarıyla sonuçlanması da arzu edildiğiydi. Roma'nın güçlü ordularının bir kemerin altından geçerek savaşa gitmeleri gibi, bu küçük tapınak da savaşla ilişkiliydi. İmparatorluğun generalleri aslında doğuya ve batıya bakan bu çifte kapılardan o kadar sık geçiyorlardı ki, kapıların açık bırakılması usulden olmuştu. Kapılar ancak Roma barış zamanında aldığı zaman kapalı tutulurdu ki bu ender rastlanır bir durumdu. Gerçekten de Roma, yüceliğinin ilk yedi yüz yılında, Numa'yla Ogüstüs'ün egemenlikleri arasında, bu mutluluğu sadece üç kez yaşadı.
Bu tapınağın ithaf edildiği tanrı tahmin edildiği gibi Mars değildi. Kapının birinden içeri girip öbüründen çıkarken rahiplerin, politikacıların ve generallerin saygıyla selamladıkları heykel, daha güçlü bir Tanrıya, Janus'a aitti. Bu Tanrı, biri doğudaki, öbürü batıdaki kapıya, yani