Kendimi uzun uzun anlatmak ve susmak arasında gidip geliyorum çoğu zaman.
Hiçbir zaman tam anlamıyla hissettiklerimi anlatamayacağımı, anlatsam bile anlaşılmayacağımı bildiğimden susmayı tercih ediyorum.
Hatta içimde biriktirdiklerimi kendime bile anlatmıyorum.
Yazıp yazıp siliyorum hep, cümlelerimi toparlayamıyorum.
Bir şeyler yolunda değil biliyorum fakat inatla her şey yolundaymış gibi davranıyorum.
Bazen düşüncelerim arasında kayboluyorum ve bazen de düşünmekten kaçıyorum.
Böyle nereye kadar devam edecek diye sormuyorum artık kendime.
Çünkü cevabını bilmiyorum.
Sadece bir köşeye çekiliyor sessizce yolunda gitmeyen ne varsa bir an önce son bulmasını bekliyorum..
Güzeldir, birlikte susmak,
Daha da güzeldir, birlikte gülmek,
Gökyüzünün ipek örtüsü altında
Yaslanarak yosuna ve kayına
Sevimli kahkahalar atmak dostlarla
Ve beyaz dişlerini göstermek.
İyi yaptıysam, susalım;
Kötü yaptıysam, gülelim
Hep daha da kötü yapalım,
Daha da kötü yapıp, daha da kötü gülelim,
Kara toprağa girene kadar.
Dostlarım! Hu! Böyle olsun mu? – Âmin! Ve hoşça kalın!
Özür dilemek yok! Bağışlamak yok! Neşeyi, gönül rahatlığını bağışlayın ona Bu akılsız kitaba Kulak ve yürek ve bilgi! İnanın bana dostlarım, bir lanet olmalı Bana akılsızlığım! Ne bulduysam ben ne aradıysam, Yazıyor muydu ki bir kitapta? Deliler locasına saygı duyun şahsımda! Öğrenin bu deli kitabından, Nasıl gelirmiş aklın – “aklı başına”! Peki, dostlarım, olsun mu? – Amin! Ve hoşçakalın!
Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya bağlı kalın; size "dünyadakinden daha üstün umutlardan" söz edenlere inanmayın! bilerek ya da bilmeyerek, sizi zehirliyorlar onlar..