Öte yandan benliğinin ta içlerinde, bir şeyler olmasını bekleyip duruyordu. Tıpkı kazaya uğramış bir gemici gibi, yaşamının çıraklığı üzerinde umutsuz bakışlarını dolaştırıyor; ta uzaklarda, ufkun sisleri arasında beyaz bir yelken araştırıyordu. Bu raslantının nasıl bir şey olacağını hangi rüzgârın bu raslantıyı kendisine kadar sürüp getireceğini, sonra kendisini alıp hangi kıyıya götüreceğini, bunun bir kayık mı yoksa kocaman bir yelkenli mi, kaygılar, tasalarla mı, yoksa mutluluklarla mı dolu olacağını bir türlü kestiremiyordu.