İflah olmaz akılcılar, Kader'e alışma ya da anlamını idrak etme yeteneğinden yoksun olan bizler, kendimizi eylemlerimizin merkezi zanneder ve kendi isteğimizle çöktüğümüze inanırız.
Hele hayatımıza esaslı bir tecrübe girsin; hep belirsiz ve soyut kalmış olan kader, gözümüzde, heyecanlı bir olayın itibarına erişir.
Böylelikle her birimiz kendi tarzında Akıldışı'na girişini yapar..
“Zira gerçekte insanın kendi güçlerini kullanmasından ve hissetmesinden başka hiçbir zevk yoktur ve en büyük acı, insanın güce ihtiyaç duyduğunda yokluğunu hissetmesidir.„
''Şayet her birimiz bütün tasarılarına ve fiiliyatına ilham kaynağı olan en gizli arzusunu itiraf etseydi, şunu söyleyecekti: ''Methedilmek istiyorum.'' Hiçbiri itirafa razı olmayacaktır, zira toplum tarafından reddedilmişlerin ve talihi yaver gidenlerin eşit bir yoğunlukta acısını çektikleri bir yalnızlık ve güvensizlikle beliriveren bu kadar acınası ve bu kadar aşağılayıcı bir zaafını ilan etmek, iğrenç bir iş yapmaktan daha yüz kızartıcıdır. Hiç kimse olduğundan da yaptığından da emin değildir. Meziyetlerimizle ne kadar dolduruşa gelirsek gelelim, endişe kemirir içimizi ve onu aşmak için aldatılmaya, nereden ve kimden gelirse gelsin onay görmeye razıyızdır. Bir işi ya da eseri bitirmiş ya da herhangi bir faaliyete girişmiş olan birini gözlemlerseniz, bakışında yalvaran bir nüans yakalarsınız. bu kusur evrenseldir. Tanrı bundan hoşnut görünüyorsa, yaratma işini bitirdikten sonra, ortada şahit olmadığından, methedilmeyi umamasındandır. Kendi kendini methetmiştir, doğru, hem de her günün sonunda!''
''İnsan mülksüzleştirilebilir, elindeki her şey alınabilir, öyle veya böyle idare eder. Bununla birlikte bir tek şeye dokunmak gerekir, hafifletilmesi mümkün olmayacak şekilde mahvolacaktır yoksa: şikayet melekesi; daha iyisi; şikayet şehveti. Bunu elinden alırsanız, dertlerinden ne çıkar sağlayacak ne de zevk alacaktır. Bunlardan söz edebildikçe ve ortalığa dökebildikçe, özellikle de hemcinslerine anlatıp bunu yaşamadıkları için, bundan o anlığına muaf oldukları için onları cezalandırabildiği müddetçe duruma uydurur kendini. Şikayet ettiği zaman şunu ima etmektedir: ''Durun hele, sizin de sıranız gelecek, bundan kaçamazsınız.''