Öncelikle kitap çok akıcı ve sade bir dille yazılmış. Karakterler ve onların ilerleyişi onlar hakkında öğrendiklerimizle kitap çok derinleşiyor. Bu kitabın 43. bölümü üzerine atıflar yapılarak onlarca makale yazılacak edebi ve felsefi kalitede. Doğu ve batı birey üzerinden anlatılıyor ama aynı zamanda ülkemizinde arada kaldığı çıkmaz resmediliyor.
Pırıl pırıl akıcı bir türkçe. Hiç yormayan bir kitap. Yer yer tekrara düşmüş ama karakterin serüveni içinde o da yerini buluyor. Geçmişten günümüze bu coğrafyada yaşayan kadınların çilesine bir de böyle bakın demiş. Politik sanat bence böyle olmalı.
Okuyunca yeni bir şeyler öğrenemedim ben açıkçası. Kitabın içindeki anekdotlar güzeldi. İlk yüz sayfadan sonra kendini çok tekrar etti. İlk yüz sayfayı okuyup bırakan biri çok bir şey kaybetmez.
Kitap entelektüel kaygılara sahip birinin bu kaygıların devasının yazılı metinlerde olduğunu sanması ve durumun aslında öyle olmadığının şiirsel bir dille anlatımı aslında. Dili yer yer zorluyor çeviri sorunu da olabilir bu tam olarak emin değilim. Mitolojik göndermeler çok fazla var. Basit bir cümle gibi duran çoğu cümlenin felsefi açıdan bir karşılığı da var. Bunları düşünürken biraz da yoruyor. Kesinlikle kolay bir kitap değil. Zorba'nın sığ biri gibi görünse de aslında yaşam olarak ne kadar doğru nefes aldığını da görebiliyoruz.
İstanbul'un işgal yıllarından bize kesitler sunan bu romanda Osmanlı elitinin içler acısı halini görüyoruz. Atatürk'ün neden İstanbul'un bu tabakaya mesafeli olduğunu çok daha net anlıyorsunuz kitabı okurken. Yazarımızın büyüklüğüne diyecek sözümüz yok ancak tekrara düşen yerler olmuş o kısım eleştireceğim yer olur. Bu topraklarda yaşamış her insanın mutlaka okuması gereken bir roman.