Şeytan aslında kimdir? Bizden önce var mıydı? Biz neden hep katliamlara, iğrenç ölümlere şahit olduk? Ya da neden hep başkasının içinde aradık bu şeytanı? İşte İkinci Dünya Savaşı'na katılana kadar sosyalist babasının sözünden çıkmayan Golding de içimizdeki şeytanın onarılabileceğini düşünmüştü ama savaştan çıkan Golding öyle travmalar atlatıyor ki bunun ağırlığını "Fable" essayindeki üç sayfacık kısa yazısından bile ne kadar karanlık olduğunu anlayabiliyoruz. Savaşta gördüğü vahşet, Amazon'un balta girmemiş ormanlı ilkel kabilelerinden, Yeni Gine'deki kelle avcılarının avlarından farkı yoktu çünkü. Gördüğü vahşet onun gibi modern ve beyaz insan ırkı tarafından gerçekleştirilmişti ve silahla öldürmekten, bomba atmaktan çok farklıydı bu. O günden sonra insandaki mükemmellik kavramı onun için ölmüştü. Ardından Coral Island'ı yazdı fakat sonrasında karısına bu kitabın asla gerçeği yansıtmadığını ve bundan daha iyisini becerebileceğini söylemişti. Sonra da asıl kitabını yazıyor zaten. Gelelim kitabımıza... Sineklerin Tanrısı'nda dikkatimi en çok çeken şey - çoğu okur gibi - hiç yetişkin olmamasıydı. "Peki bu o kadar dikkate değer bir detay mı Heja?" diye soracak olursanız da evet, bu gerçekten dikkat çekici bir detay çünkü adaya düşen ve en yaşlısı 12 yaşında olan bir grup erkek çocuğunun yaptığı korkunç şeyleri okura sunuyor William Golding. Biz şimdiye kadar nasıl yaptıysak çocukların işlediği küçük büyük her suçu görmezden gelmeyi başardık çünkü bizler için çocuklar masumiyeti temsil eden pür varlıklardı. Golding ise masumiyetten bile bir şeytanın var olabileceğini göstermeyi başardı. Sigmund Freud psikanalizinde insanın üç katmana ayrıldığını söyler ve bunları id, ego ve süperego olarak adlandırır. İd, temel içgüdülerimizi ve arzularımızı temsil eder ve anlık tatmin